ÖĞRETMENLER ODASININ SESİ

Ülkemizin eğitim sistemi yıllardır tartışmalı haldedir. Özellikle AKP iktidarı ile eğitim alanında yeni sorun alanları ortaya çıktı

ÖĞRETMENLER ODASININ SESİ
ÖĞRETMENLER ODASININ SESİ Admin

 

Ülkemizin eğitim sistemi yıllardır tartışmalı haldedir. Özellikle AKP iktidarı ile eğitim alanında yeni sorun alanları ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yıllardır üzerinde durduğu, gündeme getirdiği “Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi” nihayet TBMM’ye sunuldu. TBMM’ye sunulması ile yine yeni bir tartışma eğitim kamuoyunun gündemine oturdu.

Eğitimle ilgili sorunların gerçekçi anlamda tespit edildiği yer öğretmenler odasıdır. Bunu eğitimciler çok iyi bilir. Bu teklif öğretmenler odasındaki hiç kimseyi memnun etmedi. Ancak öğretmenler odasına girmeyen kişiler tarafından günlerdir analizler yapılıyor. Kimse dönüp de öğretmenler odasının sesine kulak vermiyor. Eğitim sendikalarına baktığımızda onlarda üye yazma peşine düşmüş durumda. Kısa birer açıklamanın ötesine gidemiyorlar. Eğitimcileri toplayıp bir çalıştay-toplantı yapamıyorlar. 10 Ocak’ta komisyon gündemine geldi,teklif ile ilgili yaprak kıpırdamıyor. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi iyi bir sınav veriyor. Toplantılar, analizler yapılıyor, raporlar yazılıyor, eğitimciler toplanıyor ve bir politika belirleniyor. Siyaseti besleyecek olan sendikalardan tık yok. Elbette sendikalar üye yazacaklar, örgütlenecekler. Ancak kamuoyunun gündemine gelen bu teklif ile ilgili daha ciddi hazırlık yapmalılar.

Bu teklif neredeyse eğitimcilerin tamamı tarafından eleştiriliyor. Peki bu teklifte neler var?

Teklifin başlığı Öğretmenlik Meslek Kanunu olsa da, bu kanun teklifi ile sadece öğretmenlik mesleğini kariyer basamaklarına ayrılıyor. O nedenle bu teklife Öğretmenlik Meslek Kanununu yerine Öğretmenlik Kariyer Basamakları Kanun Teklifi denmesi daha uygun olacaktır.

İçeriğe baktığımızda;

Kariyer basamaklarında 10 yılını dolduran, 180 saatlik (şuan içeriği belli olmayan) bir eğitimden geçen öğretmenler uzmanlık sınavına başvuru hakkı kazanıyor. Sınav sonucunda 70 ve üzeri alanlar başarılı sayılarak Uzman Öğretmen unvanı veriliyor.  Öte yandan uzmanlıkta 10 yılını dolduran ve 240 saatlik bir eğitimden geçen öğretmenler ise Başöğretmenlik sınavına başvuru hakkı kazanıyor. Bu sınavdan da 70 ve üzeri alanlara Başöğretmen unvanı veriliyor. Yüksek lisans yapanlara 180 saatlik eğitimden sonra uzman, doktora yapanlara ise 240 saatlik eğitimden sonra doğrudan Başöğretmen unvanı veriliyor.

Ayrıca 15.01.2023’te yürürlüğe girecek 3600 ekgösterge tüm öğretmenlere tanımlanıyor. Teklifin bir maddesinde öğretmenliğin özel bir ihtisas mesleği olduğu belirtilmesine rağmen başka bir fıkrada öğretmenlik kariyer basamaklarına ayrılıyor. Bu bir çelişkidir. Öğretmenlik özel bir ihtisas mesleği ise kariyer basamaklarına ayrılması doğru bir uygulama değildir. Tüm öğretmenler uzmandır.

1973 de kabul edilen Milli Eğitim Temel Kanunun 43. Maddesinde öğretmenlik (Tehvidi Tedrisat Kanununun da gereği olan) “Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler” biçiminde tanımlanırken kanun teklifindeki tanımındaki “devletin” ibaresi çıkarılıyor. Bu ifade değişikliği eğitim öğretim faaliyetlerinde gözlenen eğitim birliği ilkesini göz ardı eden uygulamalarla uyumludur. Öğretim Birliği Kanununa da aykırıdır. Tevhid-i Tedrisat yasası gereği, öğretmenin mesleğini gerçekleştirdiği her eğitim kurumu devletin gözetimi ve denetiminde olmak zorundadır. Kanundan “devlet” ibaresinin çıkarılması; birincisi öğretmenlik mesleğinin kamu güvencesinden koparılma çabalarıyla; ikincisi, eğitimin, eğitim birliği ilkesinden uzaklaştırılmasıyla ilgili dönüşüm süreçleriyle ilgilidir.

Kanun teklifi öğretmenliği 4 aşamalı hale getirirken bu unvanlar ile görevleri arasında bir ilişki kurmuyor. Bu nedenle Anayasanın 55 ve 128. maddelerine aykırılık içeriyor.

Örneğin, kanun teklifi kamuda öğretmenliğe yeni başlamış derse giren bir öğretmen ile başöğretmen arasında nasıl bir farklılık öngörüyor? Kanun teklifinin bu soruya bir cevabı yoktur. Özellikle öğretmenliğin bir iletişim sanatı olması, öğretmenin kişilik ve karakter yapısıyla yakından ilgili olması nedeniyle göreve yeni başlamış bir öğretmenin, başöğretmenden daha başarılı olmayacağını kim söyleyebilir ya da daha iyi bir öğretmen olmayacağını kim garanti edebilir?

Kamuda unvanlardaki farklılaşma aynı zamanlarda görevlerin de farklılaşmasına dayanır. Eğer unvanlar bir hiyerarşi sistemine dayanıyorsa bir üst görevin sorumluluk ve yapılış biçimi tümüyle değişmek zorundadır. Görev aynıyken unvanların alt ve üst ilişkisi biçiminde düzenlenmesi çalışma düzenini bozucu bir etkiye sahip olacaktır.

 

Kanun teklifi; aday öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmenlerin görevleriyle ilgili bir düzenleme yapmaksızın, yükselme eğitimlerini buna göre düzenlemeksizin ücret ve sosyal hakları farklılaştırma yoluna gitmesi Anayasanın 55. Maddesine “ücret emeğin karşılığıdır” ilkesine ve devamında yer alan “Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır” biçimindeki fıkraya aykırıdır. Görev ve unvan ve ücret arasında bire bir uyum olmak zorundadır. Anayasanın 128. maddesi, memur ve diğer kamu görevlilerinin “görev ve yetkilerinin” kanunla düzenleneceğini belirtmektedir. Kanun teklifi “aday öğretmenin, öğretmenin, uzman öğretmenin ve başöğretmenin” görev ve yetkilerine ilişkin ayrıca bir düzenleme içermediğinden Anayasanın bu maddesine de aykırı bir düzenlemedir. Başöğretmenin, uzman öğretmenden, öğretmenden hangi farklı iş ve işlemleri yapacağı belirtilmediğinden yapılan düzenleme sadece daha fazla ücret almaya dönük bir düzenlemedir. Doğal olarak bu şekliyle anayasaya aykırıdır.

Bir diğer maddede belirtilen “Öğretmenlerin çalışma şartları, eğitimde kalitenin yükseltilmesi için belirlenen amaçları gerçekleştirmek üzere düzenlenir” İfadesi belirsizlik içermektedir. Maddenin bu hali ile öğretmenlerin çalışma süre ve şekilleri ile ilgili keyfi uygulamaların önü açılacaktır. Öğretmenlerin ders dışında da (8-5) okulda çalışmaları teklif hazırlanırken MEB’de konuşulan konulardan birisidir. Fıkranın bu hali ile öğretmenlerin ders dışında da çalışmaları düzenlenebilecektir. Öte yandan Düzenleme belirsizlik içermektedir. Başka bir deyişle, MEB öğretmenlerin çalışma şekil ve şartlarını istediği gibi düzenleyebilecektir. Anayasa, Türkiye Büyük Millet Meclisine yasama erkini, netice itibariyle, kamu yararını sağlamak üzere vermiştir. Yapılan yasama işlemlerinin, kamu yararı amacına değil, öznel (subjektif) amaçlara yönelik olarak yapılması halinde ise yasama yetkisinin saptırıldığını söylemek gereklidir. Madde metninde yer alan“Öğretmenlerin çalışma şartları, eğitimde kalitenin yükseltilmesi için belirlenen amaçları gerçekleştirmek üzere düzenlenir.”  ibaresi belirsiz bir ifadedir. Halbuki hukuk devleti olmanın birincil koşulu düzenlemelerin belirli olması anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik ilkesi”dir. MEB’e Kanunla tanınan yetkinin sınırları net olarak belirlenmemiştir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

Belirli ve öngörülebilir kurallara bağlanmaksızın verilen yetkiler hukukî güvenlik sağlayamayacağı için Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup, bu ilke gereği birey hangi şartlarda çalışacağını kestirebilmelidir. Anayasa Mahkemesi, “hukuk devleti” ilkesini; hukuk güvenliği, kamu yararı, yasaların öngörülebilir olmaları ölçütleriyle birlikte açıkladığı kararında şu tespitlerde bulunmuştur: “Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu güçlendirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumları benimsemeyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.

(Anayasa Mahkemesi’nin 28.1.2004 Tarihli ve 2003/86 Esas, 2004/6 Karar sayılı Kararı, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:40, 2. Cilt, Ankara-2005, sh.486).

Bu açıdan değerlendirildiğinde yapılan düzenleme Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık içermektedir.

Ayrıca; Öğretmenlerin Nitelikleri ve Seçimi Başlıklı 4 üncü maddede yapılan düzenlemeler ciddi sorunlara yol açacak gibi duruyor. Maddenin mevcut halinde;

“Öğretmenler, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarından ve bunlara denkliği kabul edilen yurtdışı yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar arasından, Milli Eğitim Bakanlığınca seçilirler” denmekte iken, ….Milli Eğitim Bakanlığınca seçilirler… ifadesi madde metninden çıkarılıyor. Bu ifadenin madde metninden çıkarılması ile öğretmenlerin seçiminin başka kurumlara devredilmesi mümkün olabilecek. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu bunlardan birisidir. Öğretmen adaylarında genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon/öğretmenlik meslek bilgisi bakımından aranacak nitelikler Millî Eğitim Bakanlığınca tespit edilecek ise işe alımlarıda, seçilmeleride Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmalıdır.

Bir başka sorunlu alanı ise öğretmen adaylığı ile ilgilidir. Öğretmenler, kamuda öğretmenlik mesleğine başladıklarında değil, öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarından mezun olduklarında öğretmendirler, ki bu diğer meslekler için de geçerlidir. Kanun teklifinde “aday öğretmenlik” olarak tanımlanan aşama Devlet Memurları Kanunun 54 ve sonrasındaki maddelerde düzenlenen “memur” olmaya adaylıktan farklı özellikler göstermektedir. Öğretmenler kamuda Devlet Memurları Kanunun “Eğitim Öğretim Hizmetleri Sınıfına” tabi olarak göreve başlar ve çalışırlar. Kamuda göreve başlamak, öğretmenliğe başlamak değil kamuda öğretmenliğe “memur” adayı olarak başlamaktır. Dolasıyla öğretmenlerin memur adaylığı, öğretmenliğe aday olmak biçiminde tanımlanamaz. Kanun teklifi “aday öğretmenlik” ifadesine memuriyette aday olmanın ötesinde bir anlam veriyor. Hâlbuki “Milli Eğitim Temel Kanunu”nunda AKP iktidarlarına kadar “aday öğretmenlik” denilen bir ibare yoktur. Milli Eğitim Kanunu’nun 1973 yılında kabul edilen ve 2004 yılına kadar yürürlükte kalan 43 ve 45. maddelerinde “öğretmen adayları” ifadesine yer verilmiştir.

Teklif ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak muhtemel sözlü-yazılı sınavın öncesine alınıyor. Adaylık Kaldırma Sınavı (AKS) sınavının kaldırılması doğru bir uygulama olacaktır. Madde metnindeki “…Millî Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma…” ifadesi belirsizlik içermektedir. Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık içermektedir. Sınavın şekli ve içeriği hakkında bilgi verilmemiştir. Sadece, sözlü ya da yazılı veya yazılı ve sözlü sınav ile öğretmen alımı yapılabilecek. Bu sınavları tek başına MEB ya da ÖSYM ya da her iki kurumda yapabilecek.

Adaylık sürecinden sonra kurulacak ADAYLIK DEĞERLENDİRME KOMİSYONU’na geniş yetkiler veriliyor. Adaylığın kaldırılması tamamen bu komisyonun uhdesine bırakılmış. Ayrıca bu komisyonun nasıl oluşturulacağı, kimlerden oluşacağı ve aday öğretmenleri hangi kriterlere göre değerlendireceği belirsizdir. Belirsizlik içermesi nedeniyle Anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.

Teklif metni yukarıda bahsettiğimiz gibi birçok sorunu içerisinde barındırıyor. Kanun yazma tekniği açısından da yığınla hata içeriyor. Tüm bu sorunların çözümü adam akıllı ciddi bir meslek kanunu hazırlamaktan geçiyor. Gündeme getirilen bu metne Öğretmenlik Meslek Kanunu demek abesle iştigaldir. Öğretmenlerin yetiştirilmesi, atanması, mesleki gelişimleri, özlük hakları gibi tüm alanları kapsayan bir meslek kanunu tüm paydaşların katılımı ile hazırlanmalıdır. Aksi halde eğitim alanına yeni sorunlar eklemeye devam edeceğiz. Bu teklif hazırlanırken de öğretmenlik alanında ihtiyaç duyulan meslek odasının yani ÖĞRETMENLER ODASI’nın göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Öğretmenler odasının sesini duymayan, sorunlarını tespit edemeyenlerin hazırladığı teklif cılız kalmıştır. Bu teklifi istemeyiz diyen sendikalar da sınıfta kalmıştır. Sendikaların tek görevi üye yazmak değildir. Sendikaların öncelikli görevi öğretmenlerin haklarını korumak, yanlış eğitim politikaları ile ilgili kamuoyunu çeşitli yöntemlerle bilgilendirmek, tedbir alınmasını sağlamaktır.

Teklif bu hali ile yasalaşırsa, her şeye rağmen var olan öğretmenler odasındaki çalışma iklimi bozulur, veliler çocuklarını uzman ve başöğretmenlere vermek ister. Öğretmenler ast, üst olarak ayrışır. Basamaklandırma öğretmenlik dışında her meslekte olabilir. Ancak öğretmenlikte basamaklandırma geleceğimizi yok etme anlamına gelir.

 

                                                         Ali TAŞTAN

                                                         Eğitim Uzmanı

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye Şampiyonu Adnan Menderes Üniversitesinin AnchorFutbol Takımı Türkiye’yi Dünya Kupasında Temsil Edecek
Türkiye Şampiyonu Adnan Menderes Üniversitesinin AnchorFutbol Takımı Türkiye’yi Dünya Kupasında Temsil Edecek
19 Mayıs’ın 103. Yıl Dönümü Kutlu Olsun
19 Mayıs’ın 103. Yıl Dönümü Kutlu Olsun