Pandeminin birinci yılında eğitimin durumu!

Eğitim Sen, pandeminin birinci yılında eğitimin durumunu değerlendirdi.

Pandeminin birinci yılında eğitimin durumu!
Pandeminin birinci yılında eğitimin durumu! Admin

Eğitim Sen'in raporu: 

Türkiye’de Covid-19 pandemisinin resmi olarak ilk kez görülmesinin üzerinden bir yıl geçmiştir. Geçtiğimiz bir yıl içinde pandemi koşulları toplumsal yaşamın bütün alanlarını etkisi altına almış, toplum sağlığı başta olmak üzere, pek çok alanda kalıcı tahribatlar yaratmıştır. Pandemiden toplum sağlığı ve ekonomiden sonra en çok etkilenen alanların başında eğitim sistemleri gelmiştir. 

11 Mart 2020 tarihinde Covid-19 salgınının resmi olarak pandemi ilan edilmesinin ardından, Nisan 2020 itibariyle dünya genelinde 188 ülkede okullar kapatılmıştır. Birçok ülkede uzaktan eğitim internet, televizyon ve radyo başta olmak üzere çeşitli teknolojiler kullanılarak devam etmiştir.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun verilerine göre Covid-19 pandemisi dünyada 190’dan fazla ülkede 1,6 milyardan fazla çocuğun eğitimini etkilemiştir. Bu sayı dünya üzerindeki çocukların yüzde 90’ını ifade etmektedir. Salgından dolayı 10 milyona yakın çocuğun okulu bırakma riski ortaya çıkmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF’e göre Covid-19 salgını sonucunda milyonlarca çocuğun çocuk işçiliğine itilmesi riski artmıştır.

TEDMEM’e göre, 2020 yılının Mart ayında toplumsal tedbirlerle birlikte kapanan okullar, pek çok ülkede Mayıs ayının ilk haftalarından itibaren kademeli olarak açılsa da, tamamen açık olan okulların sayısında kasım ayı itibarıyla yeniden düşüş gerçekleşmiştir. Ocak ayından itibaren okulları tamamen açık olan ülkelerin sayısında artma eğilimi gözlenmiştir. Şubat ve mart aylarında ise okullarını kısmen açık statüsünde tutan ülkelerin sayısı artma eğilimindedir[1].

 

 

TEDMEM’in UNESCO verilerine dayanarak aktardığına göre, 8 Mart 2021 itibarıyla toplam 210 ülkeden 108’inde okullar tamamen açık, 73’ünde ise kısmen açıktır. Okullar 3 ülkede ara tatilde, 26 ülkede ise kapalıdır. 10 Mart 2021 itibarıyla UNESCO verilerine göre, okulların tamamen açık olduğu 108 ülke arasında Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsviçre, İzlanda, Japonya ve Romanya yer almaktadır. Okulların kısmen açık olduğu 73 ülke arasında Azerbaycan, ABD, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Hollanda, İsveç, İsrail, İtalya, Kanada, Litvanya, Macaristan, Meksika, Mısır, Norveç, Polonya, Tayland ve Yunanistan yer almaktadır. Covid-19 nedeniyle okulları kapalı olan 26 ülke arasında Almanya, Irak, İrlanda, Portekiz, Suudi Arabistan ve Venezuela yer almaktadır.

Dünya Bankası ve UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün eğitim alanındaki açıkları daha iyi değerlendirmek amacıyla 2019 yılında yaptığı yeni tanımlamaya göre, 10 yaşına kadar okula gitmeyen ya da yeterli düzeyde okuma ve yazma becerisini 10 yaşına kadar kazanamayan çocuklar ‘eğitim yoksulluğu’ içinde kabul edilmektedir. Dünya genelinde, ilköğrenim çağındaki 720 milyon çocuğun 382 milyonu pandemi öncesinde ‘eğitim yoksulu’ olarak belirlenmiştir. Dünya Bankası’nın aralık ayında yayınladığı son rapora göre ise, pandemi sürecinde okulların kapanması ve birçok ülkede uzaktan eğitim imkânının kısıtlı olması nedeniyle, 72 milyon çocuk daha eğitim yoksulluğu içine düşmüştür. Dünya Bankası’nın ‘Pandemi Döneminde Eğitim Yoksulluğu: Kriz İçinde Kriz’ adlı raporundaki verilere göre, ilköğrenim yaşındaki çocuklar arasında eğitim yoksulluğu içinde olanların oranı pandemi öncesinde yüzde 53 iken, bu oran pandemi döneminde yüzde 63’e yükseldi. Pandemi döneminde eğitimsizliğin en fazla arttığı ülkeler, çoğunlukla Latin Amerika ve Asya ülkeleri olmuştur.

Pandemi nedeniyle dünya çapında ülkeler, virüsten etkilenmelerine bağlı olarak okullarını ülke genelinde açma, bölgesel olarak açma, eğitime ara verme ya da çevrimiçi ortamlarda devam etme şeklinde çeşitli kararlar vermiştir[2]. Hem yüz ölçümü hem de öğrenci sayısı fazla olan Kanada, Amerika ve Avusturalya gibi ülkelerde okullar, bölgesel olarak açık tutulmuştur. Açık olmayan bölgelerde ise eğitim uzaktan, çevrimiçi olarak devam etmiştir. Rusya, Çin, İsveç, Norveç, Danimarka, Fransa, İtalya ise eğitime yüz yüze devam etmiştir. Nepal, Hindistan, İran, Brezilya, Kolombiya, Türkiye gibi ülkelerde ise okullar pandemi nedeniyle uzun süre kapalı kalmıştır. Her ülke kendi koşullarına uygun olarak pandeminin eğitim üzerindeki etkisini en aza indirmek için sürekli yeni karar ve uygulamaları hayata geçirmektedir. Yüz yüze eğitimin devam ettiği ülkelerde, okulların sadece pandeminin yoğun olduğu bölge ve illerde kapatılması uygulamasına gidilmiştir. Türkiye ise okulları tamamen kapatmak gibi tartışmalı bir karara imza atmıştır.

 

PANDEMİ GÖLGESİNDE EĞİTİM VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN SORUNLAR

 

Türkiye’de 16 Mart 2020’den itibaren pandemi riskine karşı uzaktan eğitime geçilmesi ile kamusal bir hizmet olan ve her çocuğun eşit bir şekilde faydalanması gereken eğitim hakkına ulaşmak güçleşmiştir. Özellikle düşük gelirli ve yoksul aile çocukları ile mevsimlik tarım işçiliği yapan çocuklar normal koşullarda bile eğitim olanaklarından yeterince yararlanamazken, uzaktan eğitim ile birlikte her çocuğun ulaşabileceği bilgisayar, internet gibi teknolojik araçlarının olmaması, çocukların eğitim sisteminden dışlanmalarına yol açmıştır. Türkiye’de bölgeler, iller,  ilçeler, mahalleler hatta okullarda ve okul içindeki şubeler arasında bile eğitime erişimde hem nitelik hem de nicelik olarak ciddi farklılıklar vardır. Salgın süreci ile birlikte eğitimde var olan eşitsizlikler daha da derinleşmiştir.

UNICEF, dünyada 1,5 milyar öğrencinin salgından olumsuz etkilendiğini ve 463 milyon öğrencinin ise uzaktan eğitime erişim için gerekli cihazlara ve imkânlara sahip olmadığını açıklamıştır. Türkiye'de en az 6 milyon öğrencinin uzaktan eğitim için gerekli cihazları, başta internet erişimi olmak üzere gerekli imkânlara tam anlamıyla sahip olmadığı görülmüştür. 

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) göre, ‘sessiz çalışma yeri olan öğrenciler’ listesinde 77 OECD ülkesi arasında 49’uncu sırada yer alan Türkiye’de, bilgisayar sahipliği oranı da yüzde 44,1’dir. Türkiye, OECD’nin ‘Okul Çalışmaları İçin Bilgisayara Erişim’ isimli 77 ülkelik listesinde 64’üncü olarak ortalamanın çok gerisindedir. Bilgisayara erişimi olan öğrencilerin ortalaması Türkiye’de yüzde 70’in biraz altında kalırken ‘avantajlı okullarda’ okuyan öğrencilerde bu oran yüzde 90’a yaklaşmaktadır.

Türkiye’de bir tarafta hem tablete, hem bilgisayara hem de akıllı telefona erişen öğrenciler, diğer tarafta herhangi bir cihaza sahip olmadığı için akşam babasının ya da annesinin eve gelmesini bekleyen ve onun cep telefonundan internete girmeye çalışan, hatta evinde televizyonu olmayan, olsa dahi kalabalık hanede yaşadığı için televizyon önceliği olmayan öğrenciler bulunmaktadır. Nitekim TÜİK verilerine göre, Türkiye’de 2 buçuk milyondan fazla hanede, hane halkı sayısı 6’nın üzerindedir. Kalabalık hanelerde yaşayan çocukların ne kadarının televizyona ve internete erişebileceği tartışmalıdır. Özellikle yoksul ve kırsal bölgelerde iletişime geçtiğimiz öğretmenlerin önemli bölümü öğrencilerin yarısından fazlasının EBA’ya erişemediğini ifade etmiş ve bu durumun kendilerini çaresizliğe ittiğini belirtmişlerdir.

Pandemi sürecinde öğrencilerimiz, uzaktan eğitime erişen, kısmen erişen ve hiç erişemeyen şeklinde sınıflara ayrılmış, özellikle yoksul emekçi çocukları, özel eğitim kapsamındaki çocuklar, tarım işçisi çocuklar, anadili farklı olan çocuklar ve dezavantajlı gruplar uzaktan eğitime ulaşamamış, sistemin tamamen dışına itilmişlerdir.

Okulların, dezavantajlı çocuklar başta olmak üzere, milyonlarca çocuğun hem eğitim hem de sosyalleşme ortamı olduğu gerçeği ortadadır. Dezavantajlı milyonlarca çocuk, uzaktan eğitimin uzamasıyla beraber aylarca okul ortamından, öğretmenlerinden ve örgün eğitimden uzak kalmış, evdeki ağır koşullara daha fazla maruz kalmıştır. Toplumda geçmişten bugüne var olan bütün eşitsizlikler çocuklar üzerinden daha da derinleşmiştir. Dezavantajlı gruplar için söz konusu eşitsizliğin sonuçları okuldan ayrılma, aile içi şiddet ve istismar gibi daha ağır sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Evler öğrenciler için okula dönüşmüşken, evde uygun bir çalışma ortamı olmayan öğrencilerin evden öğrenmeyi gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir. Devlet okullarında okuyan öğrencilerin önemli bir kısmı uzaktan eğitime dahi ulaşamazken, özel okullardaki öğrenciler hem yüz yüze eğitim yapmakta, hem de uzaktan eğitim almaktadır. Devlet okullarında okuyan öğrencilerle özel okullarda okuyan öğrenciler arasındaki eşitsizliğin giderek büyümesi, milyonlarca öğrencinin eşit koşullarda eğitim alma hakkının ihlali anlamına gelmektedir.

Özel okullardaki öğrenciler salgının başından itibaren uzaktan eğitime erişimde hiçbir sorun yaşamazken, devlet okullarında uzaktan eğitime erişim ve teknolojik araç eksiklikleri sorunu bir türlü çözülememiştir. Yüz yüze eğitimde yaşanan eşitsizlikler uzaktan eğitim süreciyle daha da derinleşmiş, bütün yük öğrencilerimizin, velilerimizin ve öğretmen arkadaşlarımızın üzerine yıkılmıştır.

 

EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİNİN YAŞADIĞI SORUNLAR

 

Türkiye’de uzaktan eğitim süreci, eğitim ve bilim emekçilerinin emeği ve yoğun çabası eşliğinde hayata geçirilmiştir. Uzaktan eğitim süreci daha önceden planlanmış bir çalışma olmadığından uygulamaya konulması da olağanüstü koşullar altında gerçekleşmiştir. Uzaktan eğitim yapmak öğretmenlerin daha önce deneyimlediği bir çalışma biçimi olmaması nedeniyle eğitim-öğretimi olumsuz etkilemiştir. 

Uzaktan eğitim sürecinde eğitim emekçilerinin kullanacakları pedagojik yöntemlerin yüz yüze eğitimde kullanılanlardan farklılık göstermesi gerekirken, bu konuda gerekli adımlar atılmadığı için uzaktan eğitim hem öğretmenler, hem de öğrenciler açısından son derece sorunlu olmuştur.

Öğretmen eğitimlerinin teknoloji kullanımı ve çevrim içi eğitim-öğretimde öğretmen yeterliliklerinin artırılmasına yönelik gerekli adımların atılmaması bir başka sorun olarak dikkat çekmiştir. Benzer şekilde eğitimin bütün kademelerinde eğitim ve bilim emekçilerinin uzaktan eğitime çok hızlı uyum sağlaması beklenmiştir. Ancak uzaktan eğitime uygun ders içerikleri ve materyalleri hazırlamak mümkün olmamıştır. 

Pandemi sonrasında evlerini iş yeri gibi kullanmaya başlayan öğretmenlerin büyük çoğunluğunun uzaktan eğitim konusunda yeterli bilgi, deneyim ve zamanı olmadığı, çoğu durumda altyapı, cihaz, donanım ve yazılım eksiklikleri olduğu görülmüştür. Bu şartlarda sürdürülen uzaktan eğitim çalışmalarının tam anlamıyla uzaktan eğitim sayılması mümkün olmamıştır.

Yüz yüze eğitime kıyasla çok daha sınırlı olan uzaktan eğitimde ve canlı derslerde, örgün eğitimde uygulanan müfredatın aynısı verilmeye çalışılmış; müfredatta bir seyreltme ve azaltma yoluna gidilmemiştir. Müfredatla paralel olarak ders kitapları da uzaktan eğitime uygun olmadığından canlı derslerde normal ders kitaplarının kullanılması sorun yaratmıştır. Uzaktan eğitime uygun basılı ve dijital materyallerin yetersizliği gibi sorunlar süreci daha da zorlaştıran etkenler olmuştur.

Eğitim ve bilim emekçileri, evlerini fiilen okul haline getirmiş, bilgisayar, internet erişimi, öğretim materyalleri gibi araçlar bireysel çabalarla sağlanmış veya satın alınmıştır. Yasalarla tanımlanmış sekiz saatlik çalışma süresi öğrencileri ve velileri desteklemek üzere daha uzun saatlere, akşam saatlerine ve hafta sonlarına kadar uzamıştır. Okul çağında çocukları olan eğitim ve bilim emekçileri evde sessiz bir yer bulmak için büyük özverilerde bulunarak çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Bu çabalara karşın, özellikle kadın emekçilerin yoğun ev içi emeği, eğitim alanının genel görünmezliği durumunun uzantısı olarak daha da görünmez kılınmıştır.

Öğretmenlerin uzaktan eğitim konusunda daha önceden bir deneyiminin olmaması, bu süreçte MEB’in sunduğu dijital teknolojinin yeterli olmaması, süreci planlayacak ve yönetecek uzman bir ekibin olmaması da yaşanan sorunlardan bir diğeridir. MEB uzaktan da olsa öğretmenlere, öğrencilere ve velilere bu konuda bilgilendirici ve yön gösterici çalışmalar yapmamış, yapılan çalışmalar ise sınırlı kalmıştır.

Eğitim ve bilim emekçilerinin evdeki emek süreci ve karşılaştığı güçlükler hakkında bir çalışma yapmayan MEB, bu görünmezlik algısıyla öğretmenlere eğitim ve deneyimlerinin dışında kalan işler vermek gibi uygulamalara girişmiştir. Öğretmenlerimiz hafta içi uzaktan eğitim derslerini gündüz saatlerinde işlemekle birlikte, bir yandan saat 18.00’den sonra ve cumartesi günleri uzaktan eğitim dersleri için yoğun hazırlık ve ders uygulaması yapmak zorunda kalmıştır.

Kamuda evden çalışma, dönüşümlü çalışma, uzaktan çalışma vb. gibi uygulamaların başlaması, eğitim ve bilim emekçileri açısından önemli tehditleri de beraberinde getirmiştir. Bazı illerde pandemi gerekçesiyle öğretmenler ‘geçici görevlendirme’ ile zaman zaman polis kontrol noktalarında ateş ölçmek ya da kalabalık yerlerde bilgilendirme broşürleri dağıtmak için görevlendirilmiştir. Farklı illerde, öğretmenlerin filyasyon ekiplerinde ya da çağrı merkezlerinde çalışmak için görevlendirildiği görülmüştür. Bu tür uygulamaların çoğu sendikamızın ve kamuoyunun tepkisi üzerine iptal edilmiştir.

Geçtiğimiz bir yıl içinde eğitim alanında hayata geçirilmeye çalışılan esnek çalışma ve angarya uygulamaları salgın sürecinde sadece çalışma biçimlerinin değil, iş ve görev tanımlarının da ihtiyaca göre esnekleştirilmeye çalışıldığını göstermiştir. Okulların sınırlı sürelerle açıldığı dönemlerde eğitim emekçileri hem okula gelmiş, hem de evden çalışmıştır.

Devlet okullarında çalışan öğretmenlerin ek ders ücretleri kesilmiş, ardından hangi okulun kaç saat ders vereceği belirsizleşmiştir. Özel okullarda çalışan eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunlar ise çok daha ağır olmuştur. 2020 yılının Mart ayından itibaren uzaktan eğitime geçildiği koşullarda bile tam zamanlı çalıştırılmak istenen ücretsiz izin maaşıyla ödemesi yapılan özel okullardaki eğitim emekçileri, Ağustos ayından itibaren uzaktan eğitim devam etse de canlı derslere bağlanmak için okula gelmekte zorlanmıştır. Aynı zamanda öğrenciler ve veliler ile sürekli kişisel telefonları aracılığıyla haberleşmek zorunda kalan eğitim emekçileri fiilen gece yarılarına kadar çalışmak durumunda bırakılmışlardır.

Türkiye’de eğitim ve bilim emekçileri, eğitim sendikaları uzaktan eğitim sürecinin hiçbir aşamasında sürece dâhil edilmemiş, örneğin mart ayındaki EBA üzerinden yapılan canlı dersler öğretmenlere sorulmadan 60 dakika olarak belirlenirken Ağustos ayında tekrar başlayan canlı dersler 30 dakikaya düşürülmüştür. Öğretmenler bu süreçte bazı çevrimiçi eğitim platformlarını kullanmakta baskı ve yönlendirmelerle karşı karşıya bırakılmıştır. Eğitim ve bilim emekçileri görevlerini yerine getirirken teknoloji tarafından ciddi anlamda kısıtlanmış, öğrencilerle uzaktan iletişim kurmanın ne kadar zor olduğunu bizzat yaşayarak görmüşlerdir.

Öğretmenlere hem uzaktan eğitimi uygulamak, hem de uzaktan eğitimde kullanılacak materyal geliştirme konusunda yeterince destek sağlanmamış olması, geçtiğimiz bir yılın öğrenciler açısından büyük ölçüde kayıp bir yıl olmasına neden olmuştur. Bu kayıp dönemin nasıl telafi edileceği ya da telafi edilip edilemeyeceği konusunda bugüne kadar tatmin edici hiçbir adım atılmamıştır.

 

SONUÇ

 

Türkiye’de Covid-19 vakasının ilk kez görülmesinin ardından bir yıl geride kalırken, seyreltilmiş yüz yüze eğitime geçilmesine rağmen eğitim emekçilerinin aşılanmasına geçilmemesi düşündürücüdür. Yıllardır çözüm üretilmeyen eğitim öğretim kurumlarının fiziki ve altyapı sorunları devam etmektedir. Okulların fiziki yapısının pandemi koşullarına göre düzenlenmesinde eksiklikler olması, öğretmen ve yardımcı hizmetli kadrosu düzeyinin ve eğitim bütçesinin yeterli olup olmadığı en önemli tartışma konuları olarak öne çıkmaktadır. MEB, başlayan aşı sürecinde öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin taleplerini görmezden gelmeyi sürdürmektedir. Eğitim öğretim kurumlarında çalışan herkesin bir an önce aşılanması, yüz yüze eğitim uygulamalarının sağlıklı yürütülebilmesi açısından zorunludur.

Hem devlet okulu hem de özel okullarda çalışan eğitim emekçileri, pandemiye karşı aşılama konusunda da geri plana itilmişlerdir. Sonuç olarak pandemi döneminde uzaktan eğitimde eğitim emekçileri sağlıksız koşullarda, güvencesiz, düşük ücretlerle ve esnek çalışmak zorunda bırakılmışlardır. Eğitim emekçileri çalışma saatlerinden çalışma koşullarına, ücretlerinden sağlıklarına kadar birçok belirsizlikle karşı karşıya bırakılmış, büyük bir stres altında çalışmak zorunda kalmışlardır.

Eğitim Sen, gerekli tüm önlemlerin alınarak, okulların fiziki olarak salgında güvenle kullanılabilir hale getirilerek ve ihtiyaç duyulan personel (sağlık çalışanı, temizlik görevlisi ve öğretmen) atanarak yüz yüze eğitimin başlaması gerektiğini sürekli olarak ifade etmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı ise, pandemi koşullarında uzaktan eğitime erişimde yaşanan eşitsizlikleri gidermek yerine akşamdan sabaha birbiriyle çelişen kararlar alarak hem öğrencilerimizi hem de eğitim emekçilerini mağdur etmiştir. MEB, eğitimde her şeyin güllük gülistanlık bir havada olduğuna dair algı yaratarak toplumu buna inandırmaya çalışması, bakanlığın süreci doğru yönetemediğini göstermiştir.

Pandeminin 1. yılında MEB tarafından halen alınmamış tedbirleri bir kez daha hatırlatarak tarihe not düşüyor ve bu tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyoruz:

  • Eğitime ek bütçe oluşturulmalı, sağlıklı ve güvenli bir eğitim için ihtiyaç duyulan kadro atamaları yapılmalıdır.
  • Eğitim emekçilerinin iki doz aşılanması süreci hızla tamamlanmalıdır.
  • Seyreltilmiş sınıf uygulamasını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmamalıdır.
  • Maske ve hijyen malzemeleri konusunda sürekli ek takviyelerin yapılacağı bir düzenleme mutlaka planlanmalıdır.
  • Kalabalık okullarda, öğretmenler odası sayısının artırılması konusunda çalışma yürütülmelidir.
  • Kalabalık okullarda öğrenci ve öğretmen tuvalet sayılarının artırılması için çalışma yapılmalıdır.
  • Okullarda bir sağlık görevlisine gereksinme bulunmaktadır, bu ihtiyaca dönük çalışma yürütülmelidir.
  • Okullarda uygulanması gereken tedbirleri düzenli olarak denetleyecek ve eksikliklerin giderilmesi için çalışma yürütecek görevlendirmeler yapılmalıdır.
  • Eğitim bileşenlerinin sağlıklı ulaşımı için valilikler ve yerel yönetimlerle birlikte kapsamlı bir planlama hızla hayata geçirilmelidir.
  • Alınan önlemlerin kapsamı genişledikçe okullarımız kademeli olarak açılmalı, yaşamın tüm alanları kademeli bir şekilde normalleşme kapsamına alınmalıdır.

 

[1] https://tedmem.org/covid-19/covid-19-ve-dunyada-okullarin-durumu (Erişim: 9 Mart 2021).

[2] https://en.unesco.org/covid19/educationresponse (Erişim:9 Mart 2021)

 

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
BAKAN ZİYA SELÇUK’TAN 23 NİSAN PAYLAŞIMI
BAKAN ZİYA SELÇUK’TAN 23 NİSAN PAYLAŞIMI
MEB ORTAÖĞRETİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ LİSE ÖĞRENCİLERİNE DERS ÖZETLERİ HAZIRLADI
MEB ORTAÖĞRETİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ LİSE ÖĞRENCİLERİNE DERS ÖZETLERİ HAZIRLADI