CUMHURİYET  ( YENİDEN DOĞUŞ)
Mustafa Yenice

CUMHURİYET ( YENİDEN DOĞUŞ)

    Sanat ,felsefe ve bilimin neden insan yaşamının  vaz geçilmezi  olduğuna  gelince; İnsanlar,  önceleri , Cehalet  ırmağının suladığı , aşılmaz gibi görünen  dağlarla çevrili   bir vadide, Cehalet  Vadesi’nde sürdürüyorlardı  yaşamlarını. Sadece var olanla yetiniyorlar, var  olandan farklı bir yaşam olabileceğini  düşünemiyorlardı. Dağların ardı ise  korku veren  bilinmezlerle doluydu. İçlerinden biri o aşılmaz sanılan  dağların ardını merak edip yola  çıkıncaya  kadar sürdü bu yaşam.  Sonra  bir başkası denedi dağların ardını denemeyi  Gidenlerden  biri  geri dönüp de  dağların ardında daha bereketli  vadiler  olduğunu haber verdiğinde  merak hepsini sarıp sarmaladı; Usul  usul değişmeye başladı bir şeyler.  Cehalet  Dağları’nı aşanların, dağların ardını merak edenlerin  sayıları  giderek arttı. “insanlara sanat,felsefe ve bilimi sundu”  Tarih öncesi devirler MÖ 3500 yılından başlatılan İlk Çağ’ı da kapsayan bu süreç.  Doğu’da  ve  Batı’da  birbirinden farklı  ve üs tün  uygarlıklarla  MS 395 yılına .  Roma  İmparatorluğu  diye ikiye ayrılana  kadar devam etti. İlk Çağ’ı  Batı Roma  İmparatorluğu’nun  yıkıldığı  476 yılı ile sonlandıranlar da var;ama Orta Çağ’ın  zihinlerde  ne  zaman filizlenmeye  başladığını  kesin olarak bilmemiz mümkün değil. Fakat Orta Çağ  karanlığının ,  Hıristiyanlığın  ortaya çıkışı ve ruhban sınıfının giderek güçlenmesi sonucunda  Avrupa’nın  üstüne kara b ir şal  gibi örtmeye başladığı tartışmasız  bir gerçek. Bugün  üzerinde durulup, dikatle  düşünülmesi  gereken; bu ürkütücü karanlığın;  sanat,bilim ve felsefenin  doruklarına ulaşan  Antik Yunan  uygarlığının  mirasçısı  Roma  İmparatorluğu döneminde  nasıl olupta  ortaya  çıkıp  tüm Avrupa’ya yayılmış olduğunu…

   Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında yıkılıp yerini  küçüklü büyüklü devletçiklere bıraktıktan sonra  kilisenin taassubu ile   sanat, bilim ve felsefe hor görülerek  dışlanmış; bilgi ve düşünce  birikimine  ulaşım engellenmiş, bu karanlık çağ  insanlığın yaklaşık 1000  küsür yılına mal olmuştur.  İnsana ait tüm geçmiş kazanımları yok sayan, yasaklayan; bilginin, düşüncenin üstünü örten bu karanlığın 14. Yüzyıldan itibaren yine kilisenin içinden  aydınlanmaya başlamış olması. Nedenine gelince; Binlerce, on binlerce yıl önce insanlığın Cehalet  Vadisi’ni  çevreleyen Cehalet Dağlarını aşmasına  öncelik eden merak… Dante, Petrarca, Boccaccio gibi şair düşünür ve yazarların öncülüğünde  gelişen Hümanizm/İnsan merkezcilik anlayışının matbaanın icadı ile bütün Avrupa’ya  hızla yayılması süreci, Yeniden doğuş/ Rönesans  ile taçlandı. Ve tüm Avrupa’yı  taassubun karanlığından  kurtardı.

    Avrupa’da bunlar olurken bizde  tam tersi oldu. 16.yüzyıldan başlayarak taassubun karanlığı giderek imparatorluğun üstüne  bir  şal gibi örtüldü, liyakat gerektiren makamlar giderek kifayetsiz kalitesiz yoz ve yobaz softalar tarafından işgal edilir oldu. “merak” ve “sorgulama”  yerini biat kabullenmeye bıraktı. Rüşvet, aldı yürüdü.” Selam verdim rüşvet  değildir deyi almadılar…” diye başlayan “Şikayetname”sini Fuzuli, İmparatorluğun” Yükselme Devri”  diye adlandırılan  Kanuni Sultan Süleyman zamanında yazdı. 3. Selim zamanında  başlayan yenileşme  hareketleri  softalar, din tüccarları,  imparatorluğun  önünü keserek adeta Sarayı teslim aldılar.18. yüzyılda 3. Ahmet devrinde  matbaanın  gelişi   bu karanlığın aydınlanmasına yol açan ilk kıvılcım oldu. Tıpkı 300 yıl önce Avrupa’da  olduğu gibi, Süavi ,Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi,Tevfik Fikret, Ziya Gökalp gibi  şair ve yazarlar ile  Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Süleyman Paşa gibi  aydın devlet adamları ve  düşünürler Tanzimat ve Meşrutiyet  dönemlerinde bizim yeniden doğuşumuzun/Rönesans’ımızın temellerini attılar. Cumhuriyet’in ilanı ile yeniden doğuş  20. yüzyılın ilk  çeyreğinde  gerçekleşmiş oldu. Mustafa  Kemal Atatürk  ve arkadaşları,  aydınlardan hayatta kalanlar “Hayatta en hakiki mürşit/ ilimdir” diyerek ülkemizi  çağdaş  uluslar düzeyine yükseltebilmek için gerekli devrimleri  gerçekleştirerek  bir olmazı başardılar.  Yıkılmış dağılmış bir Osmanlının külleri üzerine  yeni bir devlet inşa ederek, sanata ,bilime, felsefeye, teknolojiye  önem verdiler 

Cumhuriyet’in   ilk yıllarında  ülkemizin  nüfusu 10 milyon okur yazar oranı %2-3  civarındaydı. Ülkenin genç nüfusunu  ve bir avuç genç aydını da   iki büyük savaşta(1.Dünya savaşı…Kurtuluş Savaşında kaybetmiştik).Bu koşullarda gerçekleşti bizim yeniden    DOĞUŞUMUZ…Tabi ki hiç de kolay olmadı. Halk yoksul ve  cahildi.  Gerçekleştirilen  devrimler tabi ki  hemen benimsenip özümsenmedi. Karşı çıkanlar, baş kaldıranlar oldu. Osmanlıyı yiyen bu softa kafalar hiç durmadılar…Yedek subay  Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın  başını kestiler.   Diyoruz ki, keşke bütün bunlar  geçmişte.tarihin arka sayfalarında  mazi olarak   kalsaydı. Ne yazık ki öyle olmadı Geçmişte olduğu gibi   94 yıllık Cumhuriyetin  ışığını  söndürmek,    ülkeyi aydınlıktan karanlığa gömmek  isteyen  bu   gerici yaz kafalar, Orta Çağ papazlar  gibi  dini kullanarak halkı  sömürmeye çalışıyorlar…

Atatürk’ün en büyük eserim dediği CUMHURİYETE sahip çıkmak Türk Ulusunun  en büyük vazifesidir…

KAYNAKÇA; BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ BÜTÜN DÜNYA DERGİSİ 1 EKİM…2017..SAYI2017/10

  YAZAN; Tekin özertem

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
10 ÖĞRETMENDEN 9’UNUN GELECEKTEN ÜMİDİ YOK!
10 ÖĞRETMENDEN 9’UNUN GELECEKTEN ÜMİDİ YOK!
Lale Karabıyık: Öğretmenlerin sorunu çözülmeden, eğitimin sorunları çözülemez!
Lale Karabıyık: Öğretmenlerin sorunu çözülmeden, eğitimin sorunları çözülemez!
yalova escort balıkesir escort afyon escort tekirdağ escort
çorlu escort
çeşme escort
kemer escort
çorlu escort