Mustafa SOLAK Atatürk’ün Birleştiriciliği ve Hükümet
Atatürk’ün Birleştiriciliği ve Hükümet
Mustafa SOLAK

Atatürk’ün Birleştiriciliği ve Hükümet

Lozan’da müzakereler sürüyordu. Bir gün, Vekiller Heyeti Reisi (Başbakan) Rauf Bey, Atatürk’ü akşam yemeğine davet etti. Gazi, Rauf Bey, Refet Paşa, Fuat Paşa, akşam sofrada biraraya geldiler. Rauf Bey günlerdir kendisini rahatsız eden kaygılarını dile getirdi: “Meclis senin Cumhuriyet kuracağından korkuyorlar. Dedikodular giderek yayılıyor, bazen o kadar abartıyorlar ki, eline bir fırsat geçerse, senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını söylüyorlar! Şimdi vatan kurtuldu. Bize göre emaneti sahibine iade etmenin zamanı geldi. Kemal, benim babam padişahın baş mabeyinliğini yaptı. Boğazında padişahın ekmeği var. Şimdi o ekmek benim gırtlağımda. Ben yediğim ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakıyet yönetimidir, Cumhuriyet değil.” Birlikte mücadele ettikleri arkadaşları böyle düşünüyordu. Yalnız sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy çekimser kalmıştı, birkaç gün süre istedi. O bile yanında durmadı. Ertesi gün Atatürk Meclis’te şunu söyledi: “Günü geldiğinde Padişahla ilgili kararı en yüce icraî organ olan TBMM verecektir. Bu sizi ve Meclisi tatmin eder mi? Bunu yarın çıkıp okursam, sizce Meclis tatmin olur mu?” Rauf Bey “işte bu olur. Bunu çık yarın kürsüden oku!” dedi. Meclisten padişah aleyhinde bir karar çıkmazdı. Bunu biliyorlardı. Masadaki komutanlar rahatladılar. Rauf Orbay’ların hesabı varsa Atatürk’ün de vardı. Atatürk vatan savaşının bir sel gibi herkesi önüne katıp sürükleyeceğini bağımsızlık, özgürlük gibi mecburiyetler karşısında herkesin tutarlı veya tutarsız milli mücadelenin akışı doğrultusunda hareket edeceğini gördüğü için karşı çıkmadı ve Mecliste okudu. Mücadelesinin haklılığına, ülkenin zorunluluklarına güvendi. Herkesle kavga etseydi birleştiremezdi, onların olanaklarından yararlanamazdı. Atatürk’e “sen neden padişahlık ve emperyalizme karşı birlikte mücadele etmedin” mi diyelim? Yoksa padişahı kovmadan Kurtuluş Savaşı mümkün değildir” mi diyelim? İkisi de hatalı yaklaşım olurdu. Atatürk padişahın da karşı çıkamadığı bir vatan savaşını esas aldı. Ve hedef daralttı. İktidarın Başkanlık, Misak-ı Milli’yi delme vs hesapları varsa -ki var- bizim de hesabımız var. Atatürk hedef daralttı. Bazı örnekleri gösterelim: 1) Atatürk Nutuk’ta “mücadeleyi aşamalara ayırdım” dedi. 2) Amasya Genelgesi’nde “milli iradeyi etkin kılmalıyız” diyen Atatürk TBMM’yi açtığında padişaha bağlılığını dile getirdi. 3) Atatürk kendisini tutuklatmak isteyen Fevzi Çakmak mücadeleye katılırken Ankara’da karşılamış ve genelkurmay başkanı yapmıştır. 4) Kurtuluş Savaşı’nda hasım olarak dünyaya Yunanlıları gösterdi, İngiliz, İtalyan, Fransızları değil. Kendisi kadar gelişmeleri net görmese de emperyalizme karşı mücadele edenlerle beraber yürüdü, “vay sen padişahlık istiyormuşsun” demedi. AKP’ye veya bugün Nazlı Ilıcak’ı, Ahmet Altan’ı alanda alkışlayan CHP’ye, Başkanlık isteyen MHP’ye, federasyon isteyen HDP’ye veya başkasına bakışımızı niyetleri değil emperyalizme karşı mücadeleleri belirler. Eğer kısmi de olsa emperyalizmle çelişiyorlarsa bu çelişkinin artmasına çalışılır. Hataları olunca uyarılır. Ne “aman emperyalizm baş düşman, AKP’ye şimdi hiçbir şey demeyelim” diyeceğiz ne de “muhalefete muhalefet yapılmaz” diyerek muhalefetin yanlışına sessiz kalacağız. Biz parti yöneticilerini değil, parti tabanlarını emperyalizme karşı birleştirecek miyiz yoksa oklarımızı sadece AKP, sadece muhalefete (parti, dernek, sendika oda, vs) mi yönelteceğiz? Ya da şöyle düşünelim: “AKP’ye “olanlardan sorumlusun, muhalefete böyle muhalefet mi olur!” diye kızmak mı çözüm kızdıklarımızı dikkate alan tabanlarını yanlışlarınız var ama tutarsız da olsa emperyalizmle mücadele ediyorsunuz, bu mücadelenizi yükseltin, uzlaşma veya milleti ayrıştırma çabanız olduğunda da karşınıza dikilirim” demek mi çözüm? Her gün ABD ile zıtlaşan Türkiye var. Vatan savaşını görmez de bütün okları AKP’ye yöneltirsek AKP karşıtı herkes mağdur ve tutunacak dal görünür. Bunlardan bazılarının emperyalizmin projesi olduğunu göremeyiz. Ve bu projede figüran oluruz. AKP, CHP, MHP eleştirisine evet ama emperyalizmi esas düşman bilmeden bütün okları birine (esas olarak AKP’ye) çevirmek bilimsel değil. Beğenmesek de, olanlarda sorumluluğu olan AKP, FETÖ, PKK, PYD ile mücadele ediyor. Bazılarımız “AKP, ABD zıtlaşıyor ama bu noktaya gelmesinden sorumlu nereden güvenelim? “ diye soruyor. Haklılar ama mesele güven değil ki. Ben önce kendi fikirlerime ve mücadele güvenirim, sonra örgütüme sonra yakın düşüncedeki örgütlere. Özetle mücadeleye güvenirim, birilerine güveneceksek mücadele etmeyelim. Sadece güvenmemekle mi yetiniyoruz yoksa örgütlü mücadele mi ediyoruz? Asıl soru ve çözüm burada. Tarihçi-yazar Mustafa SOLAK
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”