Bazı Kıyafetlerin Giyilemeyeceği Yasası ve Laiklik
Mustafa SOLAK

Bazı Kıyafetlerin Giyilemeyeceği Yasası ve Laiklik

 

3 Aralık 1934 tarihinde kabul edilen “Bazı Kisvelerin (kıyafetlerin) Giyilemeyeceğine Dair Kanun”un özünü anlayabilmek için bu yasayı Meclis’e sunan dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Meclisteki konuşmasına bakmak gerekir. Kaya’nın konuşması Cumhuriyet yönetimi kadrolarının ortak görüşünü yansıtması yönüyle önemlidir.  Kaya’nın görüşleri Kemalist yönetimin laikliğe bakışını yansıtır. Kıyafet konusuna din ve mezhepler arasında eşitlik, dinin devlet ve toplum yaşamına Atatürk’ün ve diğer yönetici kadroların deyimiyle “maddi hayat”a karıştırılmaması, vicdanlara bırakılması açısından yaklaşılmıştır.

 Kaya dini, devlet işlerinden ayrı özerk bir alanı olan bir kurum olarak görmez. Dinin sadece devlet işlerinde değil toplumsal hayatın her alanında söz hakkı olmamalıdır.  3 Aralık 1934 tarihli “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”u meclise sunan İçişleri Bakanı Kaya’ya göre laiklik, yasanın gerekçesinde “din ile devletin ayrılığını ve dinî akidelerin devlet işleri haricinde sırf vicdani bir mahiyette kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir tesiri olmaması”[1] olarak tanımlanmıştır. Bir kere din “mabedlerde bulunsun”[2] denildikten sonra zaten devletin dışındaki alanlarda da hüküm süremeyeceği kendiliğinden ortaya çıkan bir sonuçtu.

Kaya, dinin gereği diye ortaya çıkan faaliyetlerin daha düşünce aşamasında iken tespit edilerek gereken önlemlerin alınması gerektiğine inanmıştır. Kaya’ya göre “irticanın önüne geçmek ve onu tedib etmek (önlemek) bir iş değildir.”[3] Bunun bir mesele olarak söylenemeyeceğini düşünen Kaya için esas mesele, “memleketi aydınlatarak böyle bir şeye kapılanların daha rüyalarında iken yakalarına yapışmaktır.” [4]

Kaya, laiklik ilkesi ile herhangi bir din veya mezhebin taraftarlığını yapmayarak ve onlar hakkında olumsuz düşünceler taşımayarak din ve mezhepler arasında eşitliği sağlamayı amaçlamıştır. 

Dini sembolize eden giysilerin giyilmesinin engellenmesi amacıyla ‘Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun’ Mecliste görüşülürken bu konuda fikirlerini belirtmiştir. Kaya, din hükümlerinin toplumsal yaşamdaki üstünlüğünü kırmak amacıyla dini sembolleri de engellemek gerektiği kanısındadır. Dini sembollerin, giysilerin giyilmesinin ve takılmasının engellenmesinin ülke güvenliği için önemli olduğunu ileri sürer. Yasa düzenlenirken laik bir devlet olarak şu veya bu dinin hükmüyle ile hareket etmediklerini doğrudan doğruya milletin çıkarının gerektirdiği maddi ve gerçek sebeplerden yola çıktıklarını açıklamıştır. Kaya bu yasayı “yürüyen ve yürümesi gereken canlı inkılâbımızın eseri” olarak görmüş ve inkılâbın emirlerini yapmamayı “irticaya hizmet etmek, mürteci olmak” olarak değerlendirmiştir.[5]

Bazı kisvelerin giyilmeyeceğine dair Şükrü Kaya tarafından hazırlanan yasanın gerekçesinde dinsel kıyafetlerin mabetler dışında kullanımının yasaklanmasını “vicdan serbestisi hakkını sınırlama yoluyla bir müdahale olmayıp aksine vicdan hürriyetini takviyeye esas” olduğu belirtilmiştir.  Böylece, önemsiz kıyafet eşitsizlikleri nedeni ile memleket düzenine engel olabilecek durumlarda halkın huzur ve sükûnunu korumak ve insanların birbirlerine karşı medenî davranabilecekleri ortam amaçlanmıştır.

Yasa dini esaslı giysileri yasaklayarak yurttaşlar arasında oluşabilecek “soğukluk”, “geçimsizlik” durumlarının önüne geçerek insanların “medenî ve insanî saygılarla yaşayabilmelerini” sağlamayı amaçlıyordu. Böylece Türkiye’de vicdani ve dini hürriyetin uygulanması hususunda eşitlik gözetecek şekilde kamu düzeninin gereklerine uygun hale getirilecekti. Ayrıca yasa ile millî birliği ve millî duyguyu incitecek, yabancı kuruluşlar ile şüphe uyandıran kıyafet ve alâmetler yasaklanıyordu.  Görüldüğü gibi yasa giysi meselesini ulusal birlik ve bağımsızlık meselesi olarak ele almıştır.

Yasanın gerekçesinde vicdan özgürlüğü dile getirilerek laikliğin bunu sağlayan önemli bir araç olduğu ortaya koyulmuştur. Bazı giysilerin yasaklanması vicdan özgürlüğünü ortadan kaldırmaya değil tersine vicdan ve fikir hürriyetini daha fazla ortaya çıkarmaya hizmet ediyordu. Laiklik kıyafet eşitsizlikleri dolayısı ile kamu düzenini bozacak olasılıkları ortadan kaldırıyordu. Ayrıca laiklik, insanların birbirine hor ve farklı bakmasını önleyen çağdaş, birbirine saygılı insanın yaratılmasında önemli bir harç görevi de görüyordu. Tüm yurttaşların, din ve mezhep farkı gözetmeksizin yasa önünde eşit konumda bulunmaları da vicdan hürriyetini sağlamaya yönelikti.

Kaya, yasanın gerekliliğini inkılâbın emrettiği” bir zorunlulukla ele alıyordu. Ona göre  “laik devlet, bu zaruretleri gözetirken şu veya bu dinin ahkâmı ile alâkadar olmaz”dı. Yasanın gerekçesini şu şekilde açıklıyordu:

“Bu kararları verdiren sebepler doğrudan doğruya milletin menfaatinin icab ettirdiği maddî ve gerçek sebeplerdir. Şu dinde bu kıyafet vardır, bu dinde şu kıyafet vardır. Hakikaten lâik olan hükümetimizin aklından böyle bir endişe geçmemiştir. Bu yürüyen ve yürümesi lâzım gelen canlı inkılâbımızın eseridir. İnkılâb yapıldığı zaman onun gösterdiği zaruretler takib edilmez ve inkişafına yardım edilmezse o inkılâb geri kalır, hatta geriye döner. İnkılâb geriye döndüğü vakit, bu Türk camiasının nasıl bir akibete dücar olacağını (yakalanacağını) tahmin etmek gayet kolaydır. İnkılâbın emirlerini yapmamak irticaa hizmet etmek, mürteci olmak demektir; İmparatorluğun kendi eliyle bu millete hazırladığı akıbetleri tekrar hazırlamak demektir. Bizim içimizden asla böyle bir adam çıkmayacaktır. Bu kanun şu veyahut bu ferde şu veyahut bu teşekküle karşı alınmış bir tedbir değildir. Umumidir ve zamanın, inkılâbın icab ettirdiği bir zarurettir. Yani bu tedbir bu gün alınmazsa memleketin asayişi, akibeti vahim neticelere uğrar.”[6]

Görüldüğü gibi Kaya, giysi meselesini çağdaşlaşmanın da ötesinde düşünmüştür. Giysi meselesi ile ülkenin güvenliği, devrimlerin korunması ve ilerletilmesi, Cumhuriyetin devamı arasında bağ kurmuştur. Kaya giysi meselesi ile Osmanlının bağnaz düşünceye esir olarak millete yaşattığı esareti ve yıkılışına vurgu yaparak Cumhuriyetin bağımsızlığını ve geleceğini koruma iradesini ortaya koymaktaydı. Aksi taktirde devrimlerden geriye dönüş ve Cumhuriyetin yıkılışı söz konusuydu. Yasanın ikinci maddesinin gerekçesini açıklarken bu vurguyu şöyle yapıyordu:

“Memleketimizde halkımızın ve milletimizin gerek lâik ruhunu, gerek millici ruhunu, istiklâl aşkını rencide etmeyecek esbabı mucibeyi (gerekçeyi) hazırlamak lâzımdır. Memleket bir gün fena vaziyetlerde kalıp da devlet ve hükümetinizi müşkül vaziyette bırakmamak için bu lâzımdır.”[7]

Yasanın birinci maddesiyle “herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhanî kisve taşımaları” yasaklanmıştı. Hükümetin, her din ve mezhepten uygun göreceği yalnız bir din görevlisine mabet ve ayin haricinde dahi ruhanî kıyafetini taşıyabilmek için izin verebileceği ve bir izin süresinin bitiminde, iznin onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesinin uygun olacağı da düzenlenmiştir. 2. madde ile “Türkiye’de kanuna tevfikan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüp gibi heyetler ve okullara mahsus kıyafet alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım” taşıyabilecekti. 3. madde ile “Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve levazımını taşımaları” yasaklanmıştır.[8] 4. maddede “ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyetince (Bakanlar Kurulunca) tayin olunacak mercilerin müsaadesine”[9]  tabi tutulmuştu. 

 

Mustafa Solak

 



[1] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, 2. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.348.; TBMMZC, D.4, c.25, s.1.

[2] Cumhuriyet, 6 Şubat 1937; Ulus, 6 Şubat 1937; Dahiliye Vekili ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya’nın Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda Yapılan Değişiklik Dolayısıyla Büyük Millet Meclisi’nin 5.2.1937 Tarihli İçtimaındaki Söylevi, s.6.

[3] CHP Dördüncü Büyük Kurultayı Görüşmeleri Tutulgası (6-19 Mayıs 1935), s.154.

[4] Aynı yer

[5] TBMMZC, D.4, c.25, s.76.

[6] Aynı yer

[7] Aynı yer

[8] Age, s.77.

[9]Age, s.78.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK