Mustafa SOLAK Öncüler Savaşı Sakarya ve 1 Kasım Görevi
Öncüler Savaşı Sakarya ve 1 Kasım Görevi
Mustafa SOLAK

Öncüler Savaşı Sakarya ve 1 Kasım Görevi

 

          Yunanların 10 Temmuz 1921'de taarruza geçmesi ordumuzun Sakarya Nehrinin doğusuna kadar çekilmesine neden olur. Bu durum Meclis'te Mustafa Kemal Paşa'ya muhalefeti artırır. Muhalifler “Bu hareketin elbette bir sorumlusu vardır, o nerededir? Bu çok acı veren durumun ve yürekler acısı görünümün gerçek sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik” diyerek Mustafa Kemal Paşa’yı hedef alırlar. Mustafa Kemal Paşa ise, TBMM’ye verdiği bir önerge ile 5 Ağustos 1921 tarihinde Başkomutanlık ünvanını ve Meclis'in yasa yapma gibi yetkilerini üzerine alır.

           Sonrasında Mustafa Kemal ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için 7-8 Ağustos 1921'de “Tekalif-i Milliye” (Milli Yükümlülük) Emirleri yayımlayarak halkın giyecek, yiyecek, ulaşım ve silah bakımından destek olmasını sağlar. Halk çorabını, iç çamaşırını, ekmeğini, öküzünü orduyla paylaşacaktı.

  

          “Anadolu'nun boşluğunda mahvederim”

          Türk ordusuna son darbeyi vurarak Ankara'yı işgal etmek isteyen Yunanlar yeni bir saldırı başlatırlar. Türk milletinin direnme gücünü yok etmeyi hesaplamışlardı. Onbaşı olarak orduya hizmet veren Halide Edip Adıvar, düşmanın Ankara'ya yöneleceğini söylemesine rağmen Mustafa Kemal Paşa, "iyi yolculuklar dilerim. Arkalarından vurarak onları Anadolu'nun boşluğunda mahvederim." yanıtını verir.

          İsveçlilerin “Mustafa Kemal gibi düşününüz” sözü Mustafa Kemal’in bu sözüyle bir kez daha ortaya konur. Hiç bir durumda yılmamak, güçleri toparlayıp mücadeleye devam etmek.

        

           Dünyanın en uzun meydan savaşı

          Yunanlar bütün güçleri ile 23 Ağustos'ta Türk Ordusu'nun sol kanadına yüklenirler. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün emrinde, 23 Ağustos'tan 13 Eylül 1921’e kadar gece-gündüz aralıksız 22 gün süren savaş dünyanın en uzun meydan savaşıdır. Savaşta iki tarafın kuvvet durumu ve olanakları kabaca şöyledir: 

       

 

Yunan tarafı

Türk tarafı

Asker sayısı

120 bin

96 bin

Süvari kuvveti

1500

4500

Piyade tüfeği

90 bin

45 bin

Makineli tüfek

2750

825

Top

400

200

Uçak

18

2

 

             Görülüyor ki Yunan tarafı, bizim kuvvetlerimizin 2 katıdır. Askere yetecek kadar tüfek yoktur. Ölen ve yaralanan askerin tüfeğini başkası alarak savaşacaktır.·31 Ağustos'ta Yunan Ordusu'nun saldırısı başarılı olur. Ordumuz geri çekilir. Mustafa Kemal bu çekilişin taktiğini şöyle özetler:

            “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur.”[1]

            Mustafa Kemal bu “Savunmada derinlik”  taktiği ile Dünya savaş tarihinde büyük yenilik yapmış, “çizgisel cephe” kavramını sona erdirmiştir. O güne kadar savaş bir dağın, tepenin, mevkinin ele geçirilmesine dayalıdır. Bu söz başarının, sadece işgaldeki bölgenin değil bütün vatan topraklarının savunulması ile sağlanacağını ifade eder. Gerektiğinde mücadele karış karış tüm vatana yayılacaktı. Bu taktikle bir süreliğine geri çekilmek zorunda kalan birlik, ilk tutunabildiği yerde durur, yeniden savaşır. Bu alışılmadık yöntem karşısında şaşkına uğrayan Yunanlar çarpışmalara dayanamayarak geri çekilir. 

            

              Diyap Ağa’nın cesaret aşısı

              Bu sırada ordumuzun silah ve cephanesi tükenir. Erzurum, Diyarbakır gibi uzak yerlerden gelen takviye kuvvetleri, günlerdir yürüyerek yorgun, uykusuz, bitkin, hasta olmalarına rağmen savaşa katılırlar. 

              Asker kaçağı sayısı 40 bine ulaşır. Mecliste Yunan ordusunun Ankara'ya 80 km. yaklaşması üzerine Meclis’in Kayseri'ye taşınması konuşulmaktadır, birçok aile de Kayseri yoluna düşmüştür. Dersim (şimdiki Tunceli) milletvekili Diyap Ağa,  Meclis’te “biz buraya savaşmaya mı, yoksa kaçmaya mı geldik?” diyerek milli mücadele üzerindeki kuşkuları gideren ve cesaret aşılayan bir konuşma yapmıştır.

             Yunanlar 4-5 Eylül günleri yeniden taarruz etseler de büyük kayıplar verince savunmaya geçerler. 13 Eylül tarihinde Mustafa Kemal Paşa TBMM'ye zaferi genel seferberlik ilan eder. 100 km’lik bir alana yayılmış olan savaş bir mevzi ve siper savaşı şeklinde yaşanmaz.  Mangal Dağı bir gün içinde, Dua Tepe de birkaç saat arayla birkaç kez el değiştirir. Sadece tepeler değil, boğaz boğaza geçen savaş sırasında cepheler bile el değiştirmiştir. Turgut Özakman yaşananları “Şu Çılgın Türkler” kitabında sanki “savaşı yaşıyormuş” gibi anlatır.

          

           “Kemâli”lere ölüm fermanı

           Bir yandan emperyalizm ve uşakları ile uğraşan Ankara hükümeti diğer yandan haklarında idam fermanı veren padişah ve İstanbul Hükümeti ile uğraşmaktadır. Asım Gündüz halifenin vatanı savunanlara, “Celali” kelimesindeki iki harfi değiştirerek “Kemâli”[2] dediğini ve onları ölüme mahkûm etiğini belirtir. Sabahattin Selek, “Anadolu İhtilali” eserinde, cepheyi gezen, daha sonra Ankara Anlaşmasını Fransa Hükümeti adına imzalayacak olan Mösyö Franklin Buyyon’un ağzından savaşın nasıl kazanıldığını şöyle aktarır:

         “Eskişehir civarında Gnom Motorlu, Albatros Kanatlı Patates emayeli uçağımızı görünce, (Franklin Buyyon) hayretini gizleyememiş, takdirlerini ifade ederek demiştir ki, ‘Ne delice kahramanlık, elbet kazanırsınız azizim!’”[3]

          Mahmut Esat Bozkurt Sakarya Savaşı’nın önemini şöyle vurgular: 

         “Ölü sayılan bir milletten, medeni milletlere eşit “bir Türkiye, bir Türk milleti, ezilen milletlere kurtuluş yolunu gösteren bir rejim.”[4] 

          Mahmut Esat Bozkurt’un sözlerini İngiliz tarihçi Arnold Toynbe sözleriyle doğrular:

           “Sakarya kıyılarındaki Türk zaferi, yakın ve Orta Doğu’nun siyasal yüzünü değiştirmiştir.”[5]

           Emperyalizmin işgali altındaki ezilen Asya ve Afrika milletlerinin gözü Kurtuluş Savaşımızdadır. Emperyalizmin buradaki yenilgisi o diyarların da mücadele azmini artıracaktı. Emperyalizm de bunun farkındadır ve Yunan ordusunu donatmıştı. Nitekim, İngiltere’nin Hindistan da 400 yıl süren egemenliği de 1947 de sona erer. Bu anlamda Kurtuluş Savaşımız Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi yalnız kendi hesabımıza olsaydı daha kısa sürebilirdi.

 

           

       Savaşın Sonuçları

       1. Bu zaferin kazanılmasıyla Türklerin 1683 Viyana Kuşatması'yla başlayan geri çekilişi son bulur. Türk ordusu taarruz konumuna geçer. 

       2. Fransızlarla Ankara Antlaşmaları imzalanmıştır. Antep ve Çukurova Bölgeleri Fransızların işgalinden kurtarılır. Böylece İtilaf Devletleri bloku parçalanır, milli davamız ilk defa batı devletçe tanınır.

             3. Kafkas Devletleri (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) Sovyetlerin teşvikiyle 13 Ekim 1921'de Türkiye ile Kars Antlaşması'nı imzalarlar. 2 Ocak 1922'de Ukrayna ile bir dostluk antlaşması imzalanır. Sovyet-Türk dostluğu kuvvetlenir.

 4. İtalyanlar Antalya, Burdur ve Konya’yı boşaltırlar.

5. Ermeni davası iflas etmiş, Karadeniz kıyı bölgelerindeki Pontusçuluk emelleri suya düşer.

6. TBMM Mustafa Kemal Paşaya Mareşallik rütbesi ile Gazilik unvanını verir.

 

       Subayların (öncülerin) millete önderlik görevi

             Yunanların 16.000’i ölü olmak üzere toplam 46.000 zayiatına karşın Türk ordusu, şehit ve yaralı olarak Sakarya’da 26.000 zayiat vermiştir. Birlik mevcutlarına göre
er zayiat oranı % 35-40, subay zayiat oranı ise % 70-80’dir.[6] Türk ordusunun subay zayiat oranı er zayiat oranının iki katıdır. Öyle ki 42. Alayın bütün rütbeli subayları şehit düşer. Komutayı bir yedek subay üstlenir. 4. Tümen hücum takımında 1 subay kalır. Melhame-i Kübra (Büyük Kıyım) dediği bu savaşı Mustafa Kemal Paşa “Subaylar Savaşı” olarak tanımlayarak ön safta savaşan genç subayların yüzde 80’nin, erlerin yüzde 60’ının şehit düştüğünü, yaralandığını belirtir.

            Sakarya Savaşı genç (yedek) subayların, dolayısıyla Türkiye’nin ileride gereksinim duyacağı genç, yönetici, aydın, eğitimli kadrolarının savaş alanında kitlesel yok oluşuna yol açan büyük bir felaket olmuştur. Bu subayların cephenin önüne kendilerini atmaları, askere cesaret ve kararlılık aşılamaları savaşta tayin edici olmuştur.

         Kışkırtmalar, yalan haberler ile Türk-Kürt birliğini bozma çabaları karşısında parti, dernek, sendika, meslek odaları gibi kitle örgütlerinin milletin birliğini sağlamadaki rolü her zamankinden önemlidir.

         Laik Cumhuriyete sahip çıkan kitle örgütleri eylemlerin “Kürt yurttaşlara tepki” şekline dönüştürülmeden, sağduyulu yönde ilerlemesini sağlamalı; emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı milletimizin iktidarına çabalamalıdır.

        1 Kasım seçiminde hedefimiz “Cumhuriyet yıkıcılarını" yıkacak güçbirliğini sağlamak olmalıdır.

 

Araştırmacı-yazar

Mustafa Solak

solak81@outlook.com



[1] Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2015, s. 419– 424.

[2] Asım Gündüz, Hatıralarım,  Kervan Yayınları, İstanbul, 1973, s. 78-79.

[3] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, c. 2, Kastaş Yayınları, İstanbul, 2010, s. 672.        

[4] Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, 7. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, s. 189.

[5] George Bilanco Villalta, Atatürk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s. 472-476.

 

[6] http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Sayfa&No=256, 11.09.2015

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşsizlik rakamları açıklandı
İşsizlik rakamları açıklandı
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi