Mustafa SOLAK “Savaşa Hayır” Sloganın Gizledikleri
“Savaşa Hayır” Sloganın Gizledikleri
Mustafa SOLAK

“Savaşa Hayır” Sloganın Gizledikleri

             İlk bakışta “Savaşa hayır” çağrısı kulağa hoş geliyor. İnsanlar ölmesin, analar ağlamasın. Bunun olmaması “Savaşa hayır” demekle mi mümkün? Daha doğrusu söylem savaşın, ölümlerin önüne geçiyor mu?

            Bu soruların yanıtının vermek için savaşların sebebini bilmek gerekir. Savaş, emperyalist güçlerin dünyayı yeniden paylaşmasında siyasetin zor (şiddet) yoluyla yürütülmesidir. Prusyalı general Clausewitz'in “Savaş Üzerine” eserinde dediği gibi "savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet) devamıdır.”  (1) Kısaca savaş siyasettir.

 

           Savaşın sebebi

           Peki savaş kimin siyaseti?

           Devletler arası meselelerin diplomasi yoluyla çözülemezse varacağı nokta savaştır. Birkaç yüz şirketinin onlarca devletlerin GSMH’lerini aşan düzeyde birikime ulaştığı emperyalizm çağında yaşıyoruz. Savaş özellikle emperyalistlerin siyasetidir. Savaş emperyalizmin doğasında vardır. Birileri insancıllığa aykırı yetiştirildiğinden, kötü olduğundan veya ABD’nin Irak, Suriye örneğindeki gibi “demokrasi götürme” hevesinden dolayı savaş çıkmaz. Gerisinde sermaye sınıfın çıkarı vardır.

           Sermaye, üretim fazlasını satmak ve/veya hammadde sağlamak, özetle ulaştığı birikim düzeyini korumak ve kâr için diyalogla halledilmeyen meseleyi silahla çözer. Mustafa kemal Atatürk bunu şu sözüyle ortaya koymuştur:

          “En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.” (2)

            Emperyalist sistemi ortadan kaldırmadan savaş da önlenemez.

 

             Haklı Savaş-Haksız Savaş Ayrımı

             Vatanınızı işgale gelenlere “kimse ölmesin” diye teslimiyet bayrağı çekmeyeceğinize göre savaştan kaçamazsınız.  Bazen de size saldırıya olmadan önce savaşı siz bir tehdit unsuru olarak kullanır ve savaşı başlatan taraf olabilirsiniz. Atatürk, İzmir’in 9 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtulmasından sonra 26 Eylül 1922’de “Daily Mail” gazetesinin İzmir’deki muhabirine verdiği demeçte “son taarruzu yapmağa isteğim yoktu. Fakat Yunanlıları Anadolu’dan kovmak için başka çıkar yol bulamadım.” diyerek savaşın başlatan veya sürdüren taraf olunabileceğini vurgular.

           Haklı olarak Atatürk “savaş zorunlu olmadıkça cinayettir.” der. Savaşın zorunluluğu vatan savunmasından kaynaklanır. Vatan savunmasına dayalı savaş, haklıdır ama emperyalist amaçlı yani kârı artırmaya dayalı savaş haksızdır. Bu noktada yine Atatürk’e başvuralım. Mustafa Kemal Paşa Sivas’tayken Amerikalı General Harbord sorar:

         “General, sizin Büyük İskender’le aynı yerde doğduğunuzu duydum. Doğru mu?’’

          Mustafa Kemal soruyu “evet ama benzerlik sadece bundan ibarettir. O dünyayı fethe çıktı, ben ise sadece vatanımı kurtarmaya çalışıyorum.” şeklinde yanıtlar.

 

            “Savaşa hayır” çağrısı neyi gizliyor?

            26 Temmuz günü İstanbul'da yapılması planlanan yürüyüş için Barış Bloku’nun çağrı metni şöyleydi:

            “İçerde ve dışarda savaş kışkırtıcılığının en üst seviyeye ulaştığı günlerden geçiyoruz.

"Savaşı kışkırtanlar, daha önce Diyarbakır’da bugün Suruç’ta patlayan bombalar ile arkadaşlarımızı aramızdan aldılar. Her geçen gün Türkiye, Ortadoğu ve dünya halklarını daha beter bir karanlığın içine çekmeye çalışıyorlar.

             Ancak bu savaşa son vermek, barışı inşa etmek bizlerin elinde. Türkiye’nin ve dünyanın bütün halklarına sesleniyoruz; şimdi bir araya gelme ve barışın sesini yükseltme zamanı!

            26 Temmuz Pazar günü 16:00’da AKP’nin IŞİD çetesiyle el ele vererek yaratmaya çalıştığı savaşa karşı barışı inşa etmek için Tepebaşı TRT önünden Aksaray’a yürüyeceğiz. İstanbul’u “Barış”a boyayacağız.

           Gelin, hep birlikte barışı inşa etmek için Kobanê’ye ulaşmaya çalışırken can veren kardeşlerimizin sesi biz olalım. Büyük Barış Yürüyüşü’nde buluşalım!” 

          Benzer “savaşa hayır” çağrıları da bu yönde.  Burada gözlerden uzak tutulan noktalar:

          1) Emperyalizm aklanıyor: Suriye’de içsavaş örgütleyen, ÖSO gibi gericileri destekleyen, IŞİD kullanışlı olmaktan çıkınca da bombalayarak PYD’ye alan açan ve böylece Suriye’nin kuzeyinde denizle bağlantılı bir koridor açmaya, özerk bölgeler oluşturmaya çalışan ABD’nin ve Batı’nın rolünden bahsedilmiyor. Bu emperyalizmi gizlemektir, aklamaktır.

              Emperyalizmi görmeyen tavrın, meselelerin çözümünde emperyalizmi “kurtarıcı” görmeye başlama tehlikesi vardır.  Şimdiden bu başlamıştır. AKP gözetiminde “Milli Tel Abyad Buluşması” ile kurulan Türkmen ordusu, Suriye’de ABD desteğiyle güvenli-özerk bölge kuracakmış. İlk hedef Lazkiye’ymiş. (3) Amaç Türkmenlerin güvenliği değil Suriye’nin parçalanması ve ABD koridorunun oluşturulması. Türkmenler kullanılarak emperyalizme ezdirilecek.

              2) PYD/PKK yok: Metindeki “bu savaşa son vermek” ifadesi, PKK’ye yapılan operasyonlara son verilmesi çağrısı içeriyor.  “Kobanê” denerek de açıkça ortaya konuyor.  “Kobanê” denen yer Suriye toprağı değil mi? ABD’nin desteğiyle IŞİD’den temizlenen alan vatanını savunan laik Suriye’den nasıl “devrimci” bir alan olabilir?

              “Savaşa hayır” çağrısı yapan CHP’nin, parti sözcüsü Haluk Koç tarafından yapılan açıklamasında da emperyalizmin, ABD’nin, PYD/PKK’nin terördeki rolü sorgulanmamıştır. Terörü yapan sadece IŞİD olarak yansıtılmıştır. (4)

 

            “PYD/PKK’nin makbul olduğu” algısı yaratılıyor

            Emperyalizmin gözlerden uzak tutulduğu noktada olay IŞİD-PKK kavgası olarak yansıtılıyor. Metropoll Araştırma şirketi yaptığı ankette “sınırda IŞİD’i mi PYD’yi görmek istersiniz” diye sorarak PYD/PKK’yi “makbul” göstermeye çalışmaktadır. (5)

             3. bir seçenek olarak Suriye sorulmuyor. Haliyle “savaşa hayır” çağrısı da kafa bulandırarak bilinçlerde IŞİD karşısında “laik” görünen PKK tercih edilir hale getiriyor.  Bir de PYD’nin devletleşmesi “sol” bir gerekçe olarak “Kürtlerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi”ne dayandırılıyor.

             Hangi kader emperyalizmle işbirliği halinde emperyalizme direnen bir ülke aleyhine belirlenebilir? O kaderin Kurtuluş Savaşımızdaki gibi Türk-Kürt birlikteliğiyle emperyalizme karşı belirlenmesi gerekmez mi? Kürtler daha demokratik koşullarda yaşamanın ortamını vatan savunması içinde Arap kardeşleriyle oluştursa daha iyi değil mi? Bölge ülkelerinin nefretini kazanarak emperyalizm desteğinde kurulan devletin yaşaması, o devleti sürekli emperyalizme bağlı kılmaz mı?

            Nitekim bu bağımlılık (bağlılık) bildirisini PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, “Birleşik Devletler, Rojava halkını terk etmemelidir” cümlesiyle belirtiyor. (6) Obama ise PYD’ye “kara gücümüz” diye bu stratejik ilişkiyi açıklıyor. İncirlik’in kullanımıyla ilgili en son ABD, İncirlik Hava Üssü'nü kullanacak uçakların IŞİD'e karşı savaşan gruplara destek olacağını ve bunların arasında YPG'nin de bulunduğunu açıklamıştır. (7)

            ABD’nin Barzani ile beraber 2. İsrail olarak düşündüğü Kürt devleti bölge ülkelerinin arasına bir kama gibi girerek emperyalizmin taşeronu olacaktır. Lenin’e dayandırılan “kendi kaderini tayin” hakkını Lenin emperyalizme karşı birlik olarak ele alıyor. “Emperyalizm işbirliğiyle devlet kurmak” Lenin’in kitabında yoktur. Bağımsızlık hareketlerini emperyalizme karşıtlık ölçütünde desteklemiştir. (8)

         

           İlericiliğin ölçütü emperyalizme direnmektir

           “Batı Kürdistan” olarak adlandırılan bölgenin Rojava Anayasasının halkın katımına açık, laik, çevreci, kadın-erkek eşitliğine önem veriyor olması PYD’yi ilerici yapmaz. İlericiliğin, devrimciliğin en önemli ölçütü emperyalizme direnmektir. Emperyalizmle işbirliği halinde bölge ülkelerinin aleyhine çalışan artık gericileşmiştir, karşıdevrimci saftadır.

             Türkiye'nin, SSCB'nin, Çin'in, Vietnam'ın, Küba'nın emperyalizm ve işbirlikçileriyle savaşarak kurulduğunun farkında değil misiniz? Bu ülkelerde vatanları için savaşanlar "katil" ve “gerici” midir yoksa? Kimle savaşa hayır? ABD ile mi? IŞİD ile mi? PYD ile mi? Suriye ile mi?

             “Analar ağlamasın” denerek hedefi belirsiz, dahası emperyalizmi dışlayan savaş karşıtlığının kafanızı karıştırmasına izin vermeyin.

 

            Çözüm

v  Anti-emperyalist, laiklikten yana Cumhuriyet Cephesi kurulmalıdır.

v  Cephenin sağlamlığı için Türk-Kürt birliği sağlam tutulmalıdır. Katılımcılığı, yerel yönetimlerin yetkisini artıran yurttaşlık temelindeki birlik pekiştirilmelidir.

v  Bu cephe Erdoğan’ı ve AKP’yi iktidardan indirmeyi ve hesap sormayı hedeflenmelidir. Yine bu cephe ABD ve PYD/PKK, IŞİD, OSÖ gibi işbirlikçilerine Suriye’nin birliğini savunacağını, güvenli özerk bölgelere izin vermeyeceğini bildirmelidir

v  Emperyalizme karşı bölge ülkelerinin antiemperyalist birliği sağlanmalı,

v  Sınırı Esad’ın önderliğindeki Suriye ile birlikte emperyalizm işbirlikçisi unsurlardan temizleyerek denetime almalıdır.

 

              Kaynakça

(1)    Carl Von Clausewitz (çev. H. Fahri Çeliker), Savaş Üzerine, Genelkurmay Basımevi, 2. Baskı, Ankara, 1991, s. 33

(2)   M. Kemal Atatürk, Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 20 Temmuz 1920

(3)   http://www.haberler.com/5-bin-kisilik-turkmen-ordusu-mit-onculugunde-7547224-haberi/, 28.07.2015

(4)   http://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-haluk-koc-2497.aspx, 30.07.2015

(5)   http://www.radikal.com.tr/turkiye/turk_secmenin_tercihi_sinirda_isid_mi_olsun_pyd_mi-1405593?utm_source=sm_fb&utm_medium=free&utm_term=post&utm_content=turk_secmenin_tercihi_sinirda_isid_mi_olsun_pyd_mi-1405593&utm_campaign=turkiye, 30.07.2015

(6)   http://www.aydinlikgazete.com/m/dunya/amacimiz-suriyedeki-yonetimi-bitirmek-h74348.html ,23.07.2015

(7)    http://www.sondakika.com/haber/haber-abd-turk-disislerini-yalanladi-incirlik-ten-ypg-ye-7557599/, 31.07.2015

(8)   Ulusların kendi kaderini tayin hakkı üzerine bakınız: V. İ. Lenin (çev. Yurdakul Fincancı), Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, Sol Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1993

 

 

 

Yazar

Mustafa Solak

solak81@outlook.com

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”