AMASYA GENELGESİ’NDE ÖRGÜTLENME VE MÜCADELE
Mustafa SOLAK

AMASYA GENELGESİ’NDE ÖRGÜTLENME VE MÜCADELE

        Samsun ve Havza’da kendisine denilenin aksine Türk Milleti’nin elindeki silahları toplamayan ve vatanın işgal altında olduğunu bildiren protestoların yapılması gerekliliğini vurgulayan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin isteği ile 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağrılır.

        Mustafa Kemal’in ise İstanbul’a dönmez. Niyetini Nutuk’ta şöyle anlatır:

        “Anadolu’ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle temas ve bağlantı sağlanmış; millet mümkün olduğu kadar aydınlatılarak dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilât kurma düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Genel durumu artık bir komutan ile yürütüp yönetmeye devam imkânı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma emrine uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte, millî teşkilât ve hazırlıkların yönetimine devam etmekte olduğuma göre, asi duruma geçmiş olduğuma şüphe edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin güç değildi. O halde, yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir an önce şahsî olmak niteliğinden çıkartılması, mutlaka bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir heyet adına olması gerekli idi.”

                       Kurtuluş’un ve Devrimin Anahtarı: Örgütlenmek

       Bu cümlelerde Amasya Genelge’sinin içeriğini ve Kurtuluş Savaşı’nın yöntemini görmek mümkün.

1)    Milli bir örgüt kurmak,

2)    Asi olmayı göze almış, milleti örgütleyebilecek kişilerle hareket etmek,

3)    Milli davayı halkın davası haline dönüştürmek.

        Bu ilkeler doğrultusunda Mustafa Kemal önce siyasi bir örgüt kurma fikrini komutanlarla tartışır. 16-21 Haziran 1919 Komutanlar Toplantısı’nda vatanı kurtarmak üzere iki fikir çarpışır. İlki önce “ordu kurmak”tır. İkincisi ise Mustafa Kemal’in savunduğu “siyasal bir örgüt kurma” fikridir. O’na göre orduyu da kuracak olan bu örgüttü.

        Ali Fuat Paşa bu görüş ayrılığını, “Bilinmeyen Hatıralar” adlı eserinde belirtmiştir.

         Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nın ve devrimin halkı örgütleyerek gerçekleşeceğini İttihat ve Terakki deneyimden öğrenmişti. 

         “Önce siyasi örgüt, sonra ordu fikri” hem o günler hem de bugünler açısından derslerle doludur. Ordu kurulsa, hatta bu orduyla vatan kurtulsa bile Kurtuluş’u ve devrimi kendi elleriyle yaratmayan bir halk, devrime de sahip çıkmaz. Çünkü devrim bir halkın kaderini, kendisinin belirlemesi doğrultusunda her türlü şiddeti, baskıyı göze alması ve geleceğine dair bir program çizmesidir. Devrim düşmandan kurtulmak, eskiyi (yozlaşmışı) yıkmak yanında yeniyi kurma iradesidir. Geleceği kuracak olan halkın siyasi programının olmasıdır.

         Mustafa Kemal’in “girişmeye karar verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli olacağı” derken belirtmek istediği, Kurtuluş Savaşı’nın sıcaklığı içinde geleceği kuracak olan programın ortaya çıkması ve halkın bunu kurtuluştan sonra da sürdürmesidir.

         Faaliyetlerin “şahsî olmak”tan çıkartılarak “bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir heyet adına olması” da sadece Kurtuluş Savaşı’nın değil, bunun yanında devrimin başarısı, yerleşmesi, sürekliliği için de halka dayanması zorunluluğundan ortaya çıkmaktadır. 

Millete Dayanma ve Örgüt Anlayışı

          Amasya Genelgesi'nin (22 Haziran 1919) Kurtuluş Savaşı’nın yöntemine, savaş sonrası rejimin niteliğine, devrimin sürekliliğine ilişkin maddeleri şöyle sıralayabiliriz.

  1. Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
  2. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 
  3. Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir. 
  4. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir. 

        Milli Mücadelenin programı vatanı, milleti kurtarmak olarak belirlenmiştir. Ne orduya ne başka devlete ne de İstanbul Hükümetine dayanmaktır. Kurtuluş’un yöntemi, yolu milletin azim ve kararına dayalı milli bir varlıkta aranmaktadır.

         4. maddede bağımsızlık fikrini bilincine kazımış örgütler aracılığıyla öncü kadroların seçilmesi hedeflenmiş ve bölgesel kurtuluş formüllerinin geçersiz olduğu ve bu örgütlerin birleştirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Tüm vatanı kapsayıcı bir heyet ve milli kuruluşun varlığı arzulanmaktadır.

         “Milletin azim ve kararı” ifadesi “milli egemenlik” fikrini, yani kurtuluş sonrası Cumhuriyet’in kurulacağını işaret etmektedir.

        Genelge’nin özeti tüm vatanı kurtaracak bir siyasi örgütlenmeye gitmek ve ümmete değil millete dayalı bir yönetim (Cumhuriyet) kurmaktır.

                       Kurtuluş’u Havalecilikte Aramak

        Amasya Genelgesi günümüz açısından derslerle doludur. Bu derslerden ilki “millete dayanmak”tır. Giderek azalsa da hala kurtuluşu kendinde aramayan, halkta görmeyen anlayış sürmektedir. Bazılarına göre gerici iktidarlardan kurtulmanın formülü orduda, yargıda, üniversitelerdedir. Hatta “demokrasinin beşiği Batı, laikliğe düşman iktidarlara hoşgörü göstermez” denerek ABD’den, AB’den iktidar değişikliği arayanlarımız da var.  Seçenekler çoğaltılabilir.

       Bu seçeneklerinin çelişkileri bir yana “halksız bir kurtuluş” yolu sürdürülebilir değildir. Halksız belki iktidar değişikliği yaşanabilir ama korunamaz. Emperyalizm desteğiyle, ordu darbesiyle, iktidar içindeki ayrışmalar ve başka siyasi parti veya güçlerin desteğiyle ülke kurulabilir, iktidara gelinebilir ama sürdürülemez.

        Kurtuluşun, devrimin gerekliliğine inanmış yada inansa da seyirci olarak bırakılmış/tutulmuş, mücadeleyi bilincinde, etinde kanında hissetmemiş, mücadelede sınanmış bir siyasal programı olmayan halka dayanmayan hiçbir çözüm kalıcı olamaz.

         Bu nedenlerle kendi görevimizi başkalarına havale ederek çözüm bulamayız. Kaldı ki havale ettiğimiz kurumlar, kişiler bu havaleyi kabul ediyorlar mı? Etseler bile “ben mücadele ediyorum da sen nerdesin” diye sormayacaklar mı? 

                               Örgütlü halk başarır

            Havalecilik ile yol alınamayacağına göre bir diğer ders de örgütlenmektir. Kimi zaman güncel gelişmeler karşısında “şu örgüt nerede?” diyenler önce “ben orada örgütlenmeliyim” demeli ve örgütlü ise üye olmakla yetinmemelidir. “Derneğimden, sendikamdan, partimden görev istemeliyim, gelişmelere müdahale edilmesi için örgütümü harekete geçirmeliyim” demelidir.

        Bazen kişi bir yerde bırakın üye olayı yönetici bile olsa başka örgütlerin harekete geçmesini beklemektedir. Örneğin A sendikasının yöneticisi kişi sendikasını güncel bir meseleye karşı harekete geçirmek ve başka sendika, dernek, partileri de harekete geçirerek birlik önermek yerine “neden şu dernek harekete geçmiyor?” diye hayıflanmakta, kendisi de harekete geçmemektedir. Benzer soruyu muhtemelen, meselenin çözümünü havale ettiği örgüt de, soruyu soran yöneticinin örgütü için soruyordur.

         Amasya Genelgesi’nin ne kadar önemli olduğuna dair cümleler sarfedip millete “örgütlenin” demek günümüz meselelerini çözmüyor. Aydınlarımız çözümü anlatıp millete “örgütlenin” demeden önce, çözen adres/adresleri göstermeli, kendileri örgütlenmelidir.

        Örgütsüz kalıp da “örgütlenme” çağrısı yapmak yarardan çok zarar veriyor. Çünkü örgütsüz aydının “örgütlenin” çağrısı, tutarsızlık duygusu yaratarak halkı da tutarsızlığa ve panel, konferans, salon dinleyicilerine dönüştürüyor. Salonlarda, TV programlarında, dost ortamlarında birikmiş tepkinin boşalmasına neden oluyor. Hedefsiz, belli isim vermeden yapılan örgütlenme çağrısı halkı pusulasız bırakarak emperyalist sistemiçindeki çözüm yollarına hapsediyor.

         Örgütlenmeden kaçan aydınlar, emekçiler güya “bağımsız düşünme” ve “disipline tabi olmayan” davranışlarıyla kötü örnek oluşturuyor. Böyleleri tersten aslında “örgütlenmeyin” bilinci aşılamaktadır ve mücadeleden kaçmaktadır.

         Amasya Genelge’nin verdiği dersleri özetleyecek olursak;

a)   Belli bir ekonomik ve siyasi programı olan örgüt,

b)   Halkı bu örgütte toparlama,

c)   Görevini havale etmeme ve diğer örgütleri de harekete geçirerek Cumhuriyet cephesini büyütme

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK