Mustafa SOLAK SEÇİM VE HALK HAREKETİ
SEÇİM VE HALK HAREKETİ
Mustafa SOLAK

SEÇİM VE HALK HAREKETİ

1) Halkı AKP karşıtlığında birleştiren etkenler: “AKP faşizmi geliyor, bir daha seçim olmayabilir, bu son şansımız, o halde oylar CHP’ye, MHP’ye, HDP’ye” diyerek çaresizlik havası yaratıldı ama haklı değildi. Şu sebeplerle;

 

a) Milletimiz 29 Ekim, 10 Kasım, Silivri eylemleri, Haziran ayaklanması, Özgecan yürüyüşleriyle direndiğini gösteriyor.

 

b) Tayyip Erdoğan, siyasetin belirleyeni olmaktan çıkarılmıştır. Suriye, Çin'den füze alımı gibi konularda ABD ile olançelişmeleri ortaya çıkmıştır. Şımarık oğlanın terbiye edilmesi için AKP'nin % 40'lara indirilmesi hesaplanmıştır. AKP’ye zararlı olacağı emperyalizm kadar AKP içinde de kaygı uyandırıcı bir hal almaktadır. “Tayyip’siz bir AKP” veya “parçalanmış, başka partide toplanmış bir AKP” olasılığı ciddiye alınmalıdır. Abdullah Gül köşesinde beklemektedir. Emperyalizm sivriliği törpülenmiş, dinselleşmeyi IŞİD fanatikliğine götürmeyecek ama şimdiye kadar yapılanları kabullenmiş, sermayeyi ürkütmeyecek, Ortadoğu’da Tayyip gibi “üst akıl” çıkıntılıkları yapmayacak bir parti ile yoluna devam etmek istiyor. Bu, Tayyipsiz AKP ile veya AKP’nin içinden çıkan başka bir parti ile veya dağılan AKP ile ittifak yapacak başka bir parti eliyle olabilir. Her halükarda mevcut AKP uygulamalarını benimsemiş bir hükümet istenmektedir. Sadece "ben bildimci", "baskıcı”, "hırsız, "katil" havasından biraz uzaklaşmış olsun yeter.

 

HDP'yi "laikliğin kalesi" gören kimi Atatürkçüler HDP'nin "Diyanet'i kaldıracağım yerine İnanç İşleri Başkanlığı kuracağım" söylemine dayalı "özgürlükçü laik"ine inanmıştır. Eskiden CHP'nin şeriata engel olabileceğini düşünen kimi Cumhuriyetçi, Kemalist şimdi "HDP önler" demektedir.

 

2) Meclisteki partilerin tavrı: "AKP'yi durdurma" kaygısı nedeniyle oy verilen CHP ve HDP üzerinde durulmalıdır.

 

CHP, MHP, HDP, AKP'nin antilaik, piyasacı-rantçı,özelleştirmeci, emperyalizmle uyumlu tavrına yaptıkları muhalefet sınırlıdır. Genel geçer kadına , çevreye, farklı olana, yaşam tarzlarına saygı üzerinden siyaset yürütülmüştür. Emperyalizme karşı tavır (Kırşehir'de ABD gözetiminde Suriye ve ırak'taki iç savaşta değerlendirilmeküzere süren Eğit-Donat programı, Suriye'de "sınırları kapatalım"ın dışında Amerikanın konumunun ne olacağı, Irak ve Suriye'nin kuzeyinin tek bir ekonomik bölge olduğu söylemi, Mısır, Tunus, ABD üslerinin durumu, AB aday üyeliği, vs), cemaatlara (özellikle Gülen), tarikatlara nasıl yaklaşılacağı, nasıl bir laiklik istendiği, hem serbest piyasa hem emeğin çıkarının nasıl korunacağı ortaya konmamıştır. Tayyip'e laf yetiştirmek, mizah, saz çalmak, Alevi olmak üzerinden siyaset şekillendirilmiştir.

 

Yurttaşlık kavramının birleştiriciliği yerine "İslam'ı yanlış anlattıkları" üzerinden "gerçek İslam" tartışmasına girmişlerdir. Din CHP, HDP tarafından referans alınan siyasal malzeme haline gelmiştir.

 

Liderler emek eksenli siyaset izlerken serbest piyasa vurgusu yapmayı da ihmal etmediler. Kemal Derviş AKP'nin ekonomide yarattığı "harikalardan" bahsederek koalisyonun "nimetlerini" anlatmış, Erdoğan dışında AKP liderlerineövgüler düzmüş, Abdullah Gül'ü de ihmal etmemiştir.

 

3) Seçim sonuçları neyi gösteriyor: Her zamankinden daha fazla etnik, dinsel, mezhepsel kimliğini öne çıkaranlar aday yapılmıştır ve seçmen bunu "doğru" bulmuştur. "Ermeni Soykırı'mın 100. yılında aday gösterilmem anlamlıdır" diyen de "ulus devletin miadı doldu" diyenler de, şeriatçılar da CHP, HDP tarafından aday gösterildi. CHP lideri nerdeyse her mitingde "İmamhatipleri biz kurduk, kapatmayacağız" diyebilmiştir. HDP "tarikat ve cemaatların devletçe destekleneceğini" programına yazıştır.

 

Üzücü taraf, sıradan vatandaşın da, aydının da dinin referans alınmasını "oy almak için gerekli" diyerek meşrulaştırmasıydı. Dahası sanki liderlerin niyetinin öyle olmadığını kulaklarına eğilip söylemiş gibi "böyle söylemek zorunda" diyebilen aydınımız da çoktur. Bu aydınlanmacı saflarda takiye kültürünün yerleşmekte olduğunu gösterir.İmam hatip söylemi muhafazakar tabanda belki olumlu karşılanmıştır ama Cumhuriyetçi tabanın duyarlılıkları da törpülenmektedir. Okulların yarısına yakını İmamhatip (gerek tüm okul olarak gerek imamhatip sınıfları açılarak) olmuşken "kaldırmayacağız" söylemi kendisine yönelen "dinsiz, imamhatipleri kapatacak" söylemine yanıt vermenin ötesinde "acaba din üzerinden mi siyaset yapacağız?" kaygılarına sebep olmuştur.

 

Şimdi ise özelikle aydınlarımız "hırsızları, katilleri yargılayın, sonra erken seçime gidin" diyerek CHP-MHP-HDP koalisyonu önermektedir. Gerçekçiliği bir yana 5-6 ay sonrasında nasıl bir Türkiye'nin olabileceğine dair fikirlerini belirtmemesi günü kurtaramaya yönelik girişimdir. HDP Anayasa'dan "Türk milleti" kavramını çıkarmaközerklik istemektedir. CHP ise "yerel özerklik şartını değiştireceğiz" diyerek arda derede salınmakta, MHP karşı çıkmaktadır. Hadi bunları geçip "rahatlayalım" diye koalisyon yaptılar, 5-6 ay sonra bu meseleleri bir kenara bırakmayacaklarına göre topluma önerecek bir çözümümüz olmalı. Halkımızın ve aydınlarımızın içine girdiği akıl tutulması üzerine düşünmek durumundayız.

 

CHP üst yönetimi kendine gelebilecek oyları "HDP'nin barajı geçmesini isteriz" diyerek HDP'ye yönlendirmiştir. Bunu, seçim akşamı Halk Tv'de milletvekili adayı Şaban Sevinç "bizden 2-3 puan HDP'ye ödünç gitmiştir" diyerek belirtmiştir. Gürsel Tekin "CHP seçmeni verdiği oylarla HDP'nin Meclise girmesini sağlamıştır" demiştir. Bu bir partinin hem kendini önemsizleştirmesidir hem de riskti. HDP'nin barajı geçemediği taktirde HDP'nin oylarınınçoğunun AKP'ye gideceği riskini göze almıştır ve doğrudan kendine gidecek oylardan vazgeçebilmiştir.

 

Ayrıca Anadolu, DSP, HKP, KP, Vatan, Yurt gibi partilere "oyları bölüyorsunuz" diyen CHP, hem bu partilere ittifak çağrısı yapmayarak veya çağrılara olumsuz yanıt vererek (DSP hariç, derneğimiz de CHP, MHP'ye çağrı yapmıştı) hem de HDP'ye çalışarak tutarsız tavır sergilemiştir. Bu sadece sıradan seçmen davranışı değildir, aydınlarımız da bu söyleme ortak olmuştur. Korku bilinçlerimize yön verdi. Bugün bu korkuyu atlattıktan sonra yarın karşımıza çıkan her korkuya da böyle mi yaklaşacağız? "Hele Tayyip'i başkan yaptırmayalım, sonrasına bakarız" diyerek ileriye bakmayan bir anlayış, ülkeyi "rahatlatacağı" iddiasıyla AKP ile koalisyona razı olmamızı önermektedir.

 

CHP, HDP, MHP'ye yönelik küçük partilerden veya bu partilere oy verecekler arasından yapılan her eleştiri "AKP'yeçalışmakla" bir tutulmuştur. Seçmenin bu derece AKP'nin yanında gösteren serzenişi bu partilerin kendilerini düzeltme ihtiyacını perdelemiştir. Aydınlarımız beynimizi dumura uğratan bu üsluba, anlayışa karşı durmalıdır. Cumhuriyetçiler gerçekleri, eleştirilerini "ötekileştirilmemek", "düşmanlaştırılmamak" kaygısıyla söyleyemez hale getirilmemelidir. İnsanımızı çürüten, aklını kullanmasını engelleyen bu anlayışın her seçimde karşımıza gelmesine izin vermemeliyiz.

 

MHP ise Ekmelettin İhsanoğlu'nun "arka kapıdan girmesindense ön kapıdan girmelirini tercih ederiz" diyerek ve miting meydanlarında PKK'yi (HDP) gündem maddesi olmaktan çıkararak HDP'ye karşı antimuhalefet yürütmemiştir.

 

HDP'nin "özgürlükçü laiklik" söylemi devleti dışlayarak yerel yönetimler eliyle tarikat ve cemaatların büyütülmesine yöneliktir. CHP'nin "tarikatlara, cemaatlara saygılı laiklik" ifadesi de buna benzemektedir. Altan Tan tekke zaviye kanunun iptal edilmesi gerekliliğinden bahsetmiştir.

 

Meclisteki partiler "cemaatle derdi yokmuş" görüntüsü vermeye özen göstermiştir. RTE ve cemaatin beraber Cumhuriyeti katlettikleri, ikisinden de hukuk önğnde hesabının sorulacağını söyleyememişlerdir.

 

Senelerdir "oy almak için gerekli", "laiklik ekmek getirmiyor", "aslında öyle düşünmüyor ama demesi lazım" diyen seçmen CHP, HDP'nin tutarsız laikliğini onaylamıştır. Bu onaylı tavır bu partilerin laiklik konusundaki çelişkili veürkek tavırlarını besleyerek daha da savrulmalarına neden olacaktır.

 

AKP'nin tek başına iktidar olmaması bir "bahar havası" yarattı ama "Cumhuriyet, ulus devlet, laiklik kurtuldu" denemez. Melisteki partilerin söylemlerinin tutarsız olması nedeniyle bu konular belirsizliğini sürdürüyor. Gülen cemaati AKP'yi kendisinden uzaklaştırarak ve diğerlerinin tepkisiniçekmeyerek kazançlı çıktı.

 

4) Görevimiz: Seçmene, aydınlarımıza yönelik eleştirime rağmen her zamankinden daha fazla umutluyum. Çünkü AKP'nin tek başına iktidar olamayıp, ülkenin koalisiyona mecbur kalmasıyla CHP, HDP, HDP fikirlerini uygulama şansı bulacak. Kim kimle işbirliği yapacak göreceğiz. Partilerin tutarsızlarından önemli ölçüde kaçamayacak olması dolayısyla net söylemler ortaya çıkacak. Bu, seçmenin "iktidar değiliz ki, yapabileceğimiz bir şey yok", "halkısın ama", "aslında tam olarak öyle değil" gibi partilerin savunma reflekslerini bırakıp gerçek niyetini görmesini sağlayacak. Bakalım "HDP Türkiye partisi olma fırsatı verelim, laikliği savunuyor", "Derviş ekonomiyi düzeltti, yararlı adam" söylemleri ne kadar doğrulanıyor?

 

Türkiye 40 yılın birikimi sonucunda büyük ölçüde netleşme dönemine girmiştir. Su önce bulanacak ama kısa sürede durularak halk suda (partilerde) ne olduğunu görecek. Bu dönemde netleşmenin artması adına bize düşenleri de kısa zamanda şöyle belirtebilirim:

 

a) Netleşme sendikalar, dernekler içinde sağlanmalıdır önce. "Şu ilkeleri savunuyoruz ama" deyip benimsenmeyen anlayışlara yönelmek doğru değil. Net olan başkalarını doğru yola çeker. Önceliğimizin kendi dernek sendikamız mı parti mi olduğunu belirlemeliyiz. Kendi içinde anlayış birliği geliştirip net olursak mücadeleye önderlik edebiliriz. Kendi görevini partilere, yargıya, ona buna havale eden, oralardan beklenti içinde olan önderlik edemez.

 

b) Cumhuriyetçi cephedeki ve aydınlarımızdaki laikliğe yönelik geriye gidişe "dur" demek için "laiklik nedir" üzerine paneller, çalıştaylar yapılmalı, dergilerde işlenmeli, günümüzde "laiklik nasıl uygulanmalı" üzerine yoğunlaşılmalıdır. Daha da önemlisi "laiklik konusunda uygulamalar (ilköğretimde türban, okulda, kurumlarda mescit, ders saatlerinin namaza göre ayarlanması, Cuma namazı derse ara verilmesi, önümüze çıkabilecek olanlar, cemaatlere, tarikatlara saygılı mı olunmalı? Dahası ekonomik olarak desteklenmeli mi?, durumlarını nasıl ele almalıyız, vs)"üzerine derinleşmeliyiz.

 

c) "Yerel yönetim özerklik şartı"nın yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden farkı var mı?

 

Bu soruların yanıtı CHP, HDP'nin bu konuda yanlış ve eksik tavırlarının anlaşılması, düzeltilmesi açısından önemlidir.

 

d) Her görüşün temsil olanağı için barajı 0'a indirme ve eşitsiz vekil dağlımının önüne geçmek için seçim sisteminin değişikliği talep edilmelidir. Baraj kaygısı milletimizin aklını dumura uğrratmaktadır.

 

e"Başkanlık sisteminden, Tayyip'ten, AKP'nin tek başına iktidarından, zorbalıktan kurtulduk" rehavetine kapılmamalıyız. AKP, koalisyonun ortağı olsun veya olmasın emperyalizmle uyumlu, serbest piyasacı, düşman olmasa da laikliğiönemsizleştiren, mevcut laiklik karşıtı uygulamalara itirazı olmayan bir iktidar hedefleniyor.

 

Temel ilkeleri "laiklik, bağımsızlık, emekten yana, Cumhuriyet değerlerini benimsemek" olan Cumhuriyet cephesini hızla kurmalıyız.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYORUZ!
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”
Dilek FAZLIOĞLU; “Körfez Fen Lisesi’ne yazık etmeyin”