SOMA

SOMA

Bundan tam bir yıl önceydi. Soma’da çığlıklar tüm ülkede yankılandı. Zaman durdu, ocaklar söndü. Sabah evden çıkan babalar, ağabeyler, eşler güzel dileklerle uğurlandı, evlerine dönemediler akşam.

         

          Ekmek teknesi mezar oldu emekçilere.

        

          Karanlığa gömülmüş Soma’da tüm haneler yerin altına gömüldü. Yaralı analar, eşler, yetim çocuklar sahipsiz kaldı. Bizler de vicdanımızla baş başa.

          Tam bir yıl geçmesine rağmen ölülerimizin arkasından dövünmekten başka hiçbir şeyin yapılmadığını görmek, yüreğimizi yakmaya devam etmektedir.

       

          Bu ülkede ekmek yerin altında,

          İnersen doyarsın,

          Ölürsen de kader...

         

          Ekmek uğruna ölüme terk edilmiş hayatlar Soma’da hala yanmakta…

          Her zaman ki gibi ateş düştüğü yeri yakar.

          Unutulmasın ki; yakanlar da ateşlerini buradan götürecek.

          

         Türkiye’ de tarihinin en büyük maden faciası ve emek tarihinin en büyük felaketi Soma, resmi olan 301, resmi olmayan kim bilir kaç kişi ile yüreklerimize gömüldü. İş cinayetleri ve kazalarında Avrupa’da birinci sırada yer almamız, bu ülkede insan hayatının ne kadar ucuz olduğunun bir göstergesidir.

          Soma faciasını kadere bağlayarak, doğal afet şeklinde meşrulaştırmak isteyen ve hiçbir şekilde üzerine sorumluluk almayan zihniyet, bunun vebalinden kurtulamayacaktır. Soma’nın unutturulması, gerçeklerin gizlenmesi, asıl sorumluların yargılanmaması aynı olayların yeniden yaşanabileceği kaygısını taşırken Soma’yı anıyoruz.

          Soma aslında Türkiye’nin acı gerçeğidir. Ülkenin kanayan yarası, ekonomik ve sosyal  travmasının aynasıdır. Bir çok üniversitenin Soma üzerine yaptığı araştırma raporları ise orada yaşanan acının ömür boyu izler bırakacağını ortaya koymuştur. Sadece 301 işçinin ölümü değil, geride kalan binlerce aile üyesi de hayatlarından koparılmıştır.

          Üniversitelerin çocukların psikolojileri üzerine yaptıkları araştırmalarda, Soma Faciası başka bir faciayı ortaya çıkarmıştır. Soma’da babasını kaybeden çocuklar maddi değerlerle avutulmaya çalışılırken, diğer çocukların alamadıkları hediyeler için ‘’Keşke benim babam da ölseydi’ diyen çocuğun babasının ölümünü değerli kıldık. Vicdanlarımız biraz rahatlasın diye...

          Eğitim sistemimizin çocuğa, onun yaşantısına, psikolojisine ne kadar değer verdiği, bilimden, pedagojiden ne kadar anladığını bu gerçek ortaya koymaktadır. Her fırsatta değerler eğitimi adı altında din edebiyatı yapan anlayış, babasının ölümünün açtığı boşluğu maddi değerlerle doldurmaya çalışması da ne acıdır. Ağır travma geçiren çocuklarımıza eğitim yaşantılarında pedagojik ve psikolojik destek verildi mi ? Küçücük yürekleri hafifletildi mi? Yoksa kimi çocukların babalarının ölümü kader, hayatta kalanların ise keder mi oldu?.

 

          Gözden kaçırılan yine çocuklarımız mı oldu?.

 

        

                                                                                                                                                        Ebru SUNGAR

 

Köşe yazısının www.egitimhaberci.com şeklinde kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hacettepeliler 10 Kasım’da Bir Araya Geldi
Hacettepeliler 10 Kasım’da Bir Araya Geldi
Milli Eğitim Bakanı Selçuk’un “10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü” Mesajı
Milli Eğitim Bakanı Selçuk’un “10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü” Mesajı