Mustafa SOLAK 10 Nisan Laiklik Gününün Anlamı: Laiklik Özgürlüktür
10 Nisan Laiklik Gününün Anlamı: Laiklik Özgürlüktür
Mustafa SOLAK

10 Nisan Laiklik Gününün Anlamı: Laiklik Özgürlüktür

    

           9 Nisan 1928’de, İsmet Paşa ve 120 arkadaşının verdiği kanun teklifi ile 1924 Anayasası’nın 2. maddesi “Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır, Resmi Dili Türkçe’dir, Makamı Ankara şehridir” değiştirilerek cümleden "İslam dini" çıkartılıyordu.
          Yine 16. maddedeki, milletvekillerinin ve 38. maddedeki cumhurbaşkanının yemininden “Vallahi” kelimesi çıkartılıyordu. Aynı şekilde 26. madde (din işlerinin düzenlenmesinin TBMM’nin görevleri arasında sayılması) da kanun metninden çıkartılıyordu.

 

             Atatürk döneminde laiklik

 

            Öncelikle Atatürk dönemindeki laiklik anlayışından 1950’lerden itibaren geri adım atıldığını, tanımın değiştirildiğini, bugünse neredeyse anılmadığını vurgulayalım.

          Atatürk döneminin laiklik tanımı İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından şöyle dile getirilir: “Devlet ve ulus işlerinde dinî tesirleri kaldırmak”[1]

           Maddi hayat, din gibi değişmez kurallara göre değil “günün gereklerini, maddi zorunlulukları göz önünde tutarak” düzenlenmeliydi.

            3 Aralık 1934 tarihli “bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair yasa”nın gerekçesinde laiklik, “din ile devletin ayrılığını ve dinî akidelerin devlet işleri haricinde sırf vicdani bir mahiyette kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir tesiri olmaması”[2] şeklinde tanımlanır. Şükrü Kaya laikliğin çerçevesini ve hududunu “dinin memleket işlerinde etken olmamasını temin etmek”le sınırlar. Dinler, “vicdanlarda ve mabedlerde” kalmalı, “maddi hayat ve dünya işine” karışmamalıydı.[3]

          Yine Kaya, laikliğin 5 Şubat 1937’de anayasaya girmesiyle ilgili yaptığı konuşmada laik olmakla dinler ve mezhepler için ne bir nefret, ne de bir korku ve endişe duymadığını, bütün din ve mezheplere hoşgörü ve eşitlikle baktığını açıklar.[4]

           Bu dönemde laikliğe hem dinin dünya işlerine (ekonomi, hukuk, eğitim, kültür, sanat, vb) karışmayarak hayatın gereklerine göre karar vermesi anlamında hem de ağa, şeyh, tarikat, cemaat gibi feodal sınıfların toplumsal üstünlüklerine son vererek vicdanını ve aklını kullanabilen özgür, çağdaş bireylerin yetişmesi açısından yaklaşılmıştır.

         

        1950’lerden günümüze laiklik

       

       1950’lerden beri laiklik, devlet işleyişinin ve toplumsal yaşamın dinin değil bilimin, halkın ihtiyaçlarının belirlemesi olarak anlaşılan laiklik, emperyalizmin ve burjuvazinin ihtiyacına göre sınırlandırılarak “din ve devlet işlerinin ayrılığı” olarak tanımlanmaya başlandı. Dünya işlerinin kutsal metinlere atıfla yapılmaması anlayışından uzaklaşılmıştır.

          Dini siyasi ve ekonomik gayeleri için araç olarak görenler bu tanımı benimsemişler ve bu tanımın açtığı kanal üzerinden laikliği budamaya devam etmişlerdir. Nasıl olsa topluma din hükümleriyle müdahalenin önünde devlet engeli yoktu. Tarikat ve cemaatlerin çoğalmasını sağlayarak toplum üzerinde din yoluyla egemenlik kurmaya devam ettiler. Tarikat ve cemaatler nede olsa devlet değil sivil toplum kuruluşlarıydı.

          Bugün ise “din ve devlet işlerinin” ayrılığı demek bile kolay değildir. Okullar Diyanetin, cemaat, tarikat vakıf ve derneklerinin kurumları haline getirilmiştir.  Devlet şeriat ülkelerinde görüldüğü gibi fetvalarla yönetiliyor.

           Laiklikten ne anlaşılması gerektiği konusu da AKP’nin devleti ve toplumsal yaşamı dinselleştirmesinden dolayı belirsizliğe bırakılmıştır. Örneğin “cemaatlere saygılı laiklik”ten bahsediliyor. Sanki siyasetin içinde değillermiş ve okullarda yarışmalar, etkinlikler düzenlemiyorlarmış gibi “cemaatler devlet işine karışmasın” söyleminden ibaret naif ve gerçeklerden uzak bir laiklik anlayışı dile getiriliyor.

            Halbuki laik devlet için bireylerin dindar olması korku sebebi değildir. Dindar kişi inancını bireysel dünyasında yaşayarak toplumsal yaşamda diğer insanlara dayatmaz, inanca çıkarsal yaklaşmaz. Dindar, bilimin yerine inancını koymaz. Buna rağmen dini para, mevki için siyasete alet edenler (dinci) toplumu dinle denetime almak isterler. Dini kendi çıkarı için yorumlayarak kendi inançlarını halka da dayatır. Laik devlet, inançların birbirleriyle çatışmaması ve topluma dayatılmaması adına buna izin vermez.

          Dincilik,  halkın kafasının uyuşturulması için sermaye sınıfının silahı olmuştur. Sermaye kesiminden ayrı, dincilik siyaseti uygulayan kesim yoktur. Dincilik Hayrettin Karaman’ın “yolsuzluk hırsızlık değildir” sözündeki gibi hırsızlığı aklamanın, kadını ikinci sınıf insan görmenin, iş cinayetlerinin, asgari ücrete sadece 49 TL zam yapmanın dini gerekçelerinin uydurulmasının adıdır.

          Dincilik, emekçiye “Allah’ı var; patron  herkes gibi namazını kılar. Bu bile insanı motive ediyor. Kendini o an için aynı seviyede görüyorsun.”[5] dedirtmek içindir.

           Laik devlet ile laik olmayan devlet, laik birey ile dinci arasındaki farkları aşağıdaki tablolarla ortaya koyabiliriz.

 

Özellikler

Laik devlet

Laik olmayan devlet

İnançlar karşısındaki tutum

Tarafsız

Bir inancın taraftarı

Amaç

Bilimi egemen kılmak

İnançlar üzerinden emek sömürüsü

İnsanların konumu

Yurttaş

Ümmet

Eleştirel düşünce

 Var

 Yok

Egemenliğin kaynağı

Halk

Allah

Kadının konumu

Erkekle eşit

2. sınıf

 

 

Özellikler

Laik birey

Dinci

Rehber

Bilim

İnanç

İddialarının dayanağı

Bilim, genel ahlak

Dini hükümler, dini ahlak

İnancı yaşama

Kendi dünyasında

Topluma dayatmacı

Dindar olabilir mi

Evet

Hayır

Amaç

Aklı kullanmak

İnanç  sömürüsü

 

         

        Laiklik, dünya işlerinin yani devlet ve toplumsal yaşamın dini inançlara göre şekillendirilmemesidir. Laikliğin inançlar karşısında tarafsız olduğu, inançların birbirleriyle çatışmadan yaşamasının garantisi olduğunu bilelim ki önüne bir de “özgürlükçü” sıfatı eklemeyelim cemaat ve tarikatların özgürlüğünü savunmayalım.

 



[1] TBMMZC, D.4, c.25, s.77.; Daha geniş bilgi için Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013.

[2] TBMMZC, D.4, c.25, s.1.

[3] TBMMZC, D.5, c.16, s. 61.; Cumhuriyet, 6 Şubat 1937; Ulus, 6 Şubat 1937

[4] TBMMZC, D.5, c.26, s.413.

[5] http://www.birgun.net/news/view/emegin-kitabi/12157, 21.02.2015. Emekçilerin sermaye karşısındaki tutumuna ilişkin daha geniş bilgi için bakınız. Melda Yaman, Gülistan Yarkın, Ş. Gürçağ Tuna ve Fuat Ercan, Emeğin Kitabı, Sosyal Araştırmalar Vakfı, İstanbul, 2014

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşsizlik rakamları açıklandı
İşsizlik rakamları açıklandı
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi