Mustafa SOLAK Hukuki Eşitlikten Fıtrata Kadın
Hukuki Eşitlikten Fıtrata Kadın
Mustafa SOLAK

Hukuki Eşitlikten Fıtrata Kadın

Hukuki Eşitlikten Fıtrata Kadın

 

        Osmanlı Devleti’nde İslamiyet’in de etkisiyle kadınlar birçok sosyal, kültürel ve siyasi haktan mahrum bırakıldı. Kadın nüfus sayımında topluma dâhil edilmeyen, yüzlerini peçeyle örtmemesi yasalarla yasaklanmış, evlenme, boşanma ve miras işlerinde ikinci plana atılmış ve devlet memuru olamamışlardır.  

          1926 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren ve kadını “şeriat” kıskacından kurtaran Medeni Kanun ile kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya başlamıştır. Medeni yasa ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, TBMM tarafından 3 Nisan 1930’da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. Türk kadını ilk kez 1931 yılında da tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. TBMM tarafından 26 Ekim 1932′de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, Köy İhtiyar Kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmıştır.  8 Ekim 1934′de kabul edilen ve 5 Aralık 1934′de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın erkek eşitliği alanında bütün haklar, “Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı”nın tanınmasıyla verilmiştir. Fransa ve İtalya’da kadınlara 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

      Bugün ise kadın toplumsal ve ekonomik bütün yeteneklerinden arındırılıp eve kapatılmak isteniyor. Kadın sokaklarda dolaşmasın, kahkaha atmasın, kaburga kemiği olarak kalsın isteniyor. Bunun topluma ambalajlanıp sunulma şekli de fıtrat oluyor. Kadın erkek eşitliğini fıtrata uygun bulmayan Cumhurbaşkanı ve AKP yöneticileri, bunu Bingöl'ün AKP 'li Belediye Başkanı şahsında "Başkan vekilliği ve yardımcılığı için kadınlara görev vermeyeceğiz" diyerek ortaya koyuyor.

          Pamukkale Belediye Başkanı Hüseyin Gürlesin ise şu tehditi savuruyor:

          "Girmediğimiz apart kalmayacak. Özellikle kızlı ve erkekli kalınan apartlar kontrol altına alınacak. Huzuru ve toplum güvenliğini tehlikeye atan apartlara karşı yaptırım uygulayacağız."

           Kadın çalışma yaşamından da dışlamaya çalışılıyor. Kapitalist için kadın işçinin maliyeti yüksek. Hamilelik, doğum izni, kreş talebi, emzirme hakkı, vs ağır maliyet patron için. Gerici iktidarla sermaye sahibinin buluştuğu nokta ise kadına “şu zamana kadar çocuk doğurmayacağım, doğurursam tazminatsız işten çıkarılmayı kabulleneceğim” taahhütlü elge imzalatmaları. Çocuk yapmak dahi sermayenin lütfuna bağlanıyor.

          Kadının yerini ev, işini de çocuk üretimi olarak düşleyen AKP yöneticileri sermaye sınıfının çıkarlarıyla uyuşuyor. Elbette, kadın işgücü toptan kaldırılmak istenmiyor. “Kadın hastalara kadın doktor, bayan öğrencilere bayan öğretmen hizmet sunsun” istiyorlar. Böylece hem kadın emeği ucuzlaştırılmış olacaktır.

         Kadınlar tüm iş kollarında daha fazla örgütsüzler, daha fazla güvencesiz istihdam ediliyorlar, fiziksel ve psikolojik yıldırmaya daha fazla uğruyorlar. Kadını erkekten  soyutlayan anlayış emekçiler arasındaki birliği de bölerek kadını daha itaat konuma sürüklüyor. Kadını uysallaştırmanın, hak aramasını engellemenin bir yolu da daha küçüklükten boyun eğmeye alıştırmak. İlkokula inen türban inanç özgürlüğünün ötesinde örtünme yoluyla itaatkar davranış kodları yüklüyor. Türbana bürünen öğrenciye İslama uygun yaşaması, erkeği buyruklarına razı gelmesi, tevekkülde bulunması salık verilmiş oluyor.

         İkinci sınıf insan olarak değerlendirilmek istenen kadın nasıl Haziran’da ayağa kalkmışsa, AKP’nin ve patronların değil, kendi fıtratlarının gereği olarak hem  gericiliğe hem de emek sömürücülüğüne karşı mücadele etmeye devam edecektir.

 

   Mustafa Solak

   ADD BDK üyesi

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşsizlik rakamları açıklandı
İşsizlik rakamları açıklandı
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi