“Demokrasi Paketi” Faşizmi Yasallaştırma Paketidir
Mustafa SOLAK

“Demokrasi Paketi” Faşizmi Yasallaştırma Paketidir

Paketteki önemli noktaları maddeler hakkında şöyle sıralayabiliriz: a) Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim: Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve öğretim konusunu düzenleyen, 2923 Sayılı Kanun’a eklenecek yeni hükümle, Özel Eğitim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde özel öğretim kurumu açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek. Türkçenin dışında eğitim özel okullarla sınırlı kalmayacaktır. Çünkü eğitim herkes için bir haksa Türkçenin dışında eğitim isteyenler devlet okullarında da bu eğitimi isteyeceklerdir. Ayrıca ülkemizde Türkçe dışında eğitim isteyen kitle Kürt milliyetçi hareketidir. Hükümetse sadece Kürtçe eğitim dememekte başka etnik grupları Türkçenin dışında eğitim talep etmeleri için adeta zorlamaktadır. Kürtçe eğitim konusunda ise, Kürtçe eğitimin yapılabileceğine dair bilimsel çalışmalar yapılmadan verilen bu kararla “kervan yolda düzülür” hesabı yapılmaktadır. Bu eğitimin amacının ve sınırlarının ne olduğu belli değildir. Amaç Türkçe bilmeyenlerin birkaç yıl içinde Türkçeye alışmaları mıdır yoksa demokrasi perdesi altında her etnik kökenden oluşan ama İslamı din olarak gören Osmanlı millet anlayışı mı oluşturmaktır? Yabancı okullarda olduğu gibi derslerin sadece bir bölümü mü o dillerde yapılacaktır, hepsi mi? Eğitimin sınırı ilkokul mudur yoksa üniversite sonuna kadar mıdır? Üniversite sonuna kadar eğitim verilebilecek gelişkinlikte bir Kürtçe veya başka dil var mıdır? Bu Kürtçe gelişkin olsa bile her Kürt’ümüzün ortak anlaşma dili midir? Ortak anlaşma dili değilse ilgili etnik topluluk içinde değişik lehçelerle mi eğitim verilecektir? Varsa ve böyle bir eğitim verilebilse bile farklı dilde eğitim farklı bir ruhi şekillenme yoluyla farklı milletler yaratmayacak mıdır? O zaman bu milletlere devlet gerekecektir. Devlet talebi olmasa bile Türkçenin dışında eğitim görenin Türkçe avukatlık, doktorluk, öğretmenlik yapması nasıl olanaklı olacaktır? Sorular artırılabilir. Eğer sorun Türkçenin dışında bir dilin öğrenilmesi ise basittir, özle kurslar açılır veya seçmeli ders olarak okutulabilir. Veya Türkçe bilmeyen yurttaşların hizmet alabilmesini kolaylaştırmak ve daha etkin ve verimli hizmet sunmak amacıyla Türkçenin dışında dil bilen personelinin bulunması sağlanabilir. Fakat dil bir milletin ortak anlaşma ve ruhi şekillenmesinin ortak aracı ise, farklı dilde eğitim farklı etnik toplulukları farklı millet olmaya yöneltmektir. Bu ise Cumhuriyet Devrimiyle en büyük atılımını yapan milletleşme sürecinin geriye döndürülmesidir. “Türk ulusu” kavramı AKP eliyle bir utanılması gereken bir aidiyet olgusu olarak ilan edilmiştir. b) Yerleşim yerlerinin adlarının değiştirilmesi: Köy isimlerinin değiştirilmesi, İçişleri Bakanlığımızın onayıyla olacak. İl ve İlçe isimlerinin değiştirilmesi için mevcut kanun hükmünce yasal düzenleme gerekiyor. AKP’nin burada güttüğü amaç İslamcı rejimini çağrıştıracak şekilde yerleşim yerlerinin isimlerini değiştirmek. Tunceli’nin adının “Dersim” olarak değiştirilmesi ise oluşacak muhalefeti önlemek için gündemde tutuluyor. c) Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi: Nevşehir Üniversitesi’nin ismini Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi olarak değiştirilecek. Bu madde tamamen Alevilerin pakete tepkisiz kalması için konmuş. “Reyhanlı’da 53 Sünni yurttaşımız öldü” diyerek Sünni yurttaşlarımıza karşı Alevi yurttaşlarımızı ötekileştiren Tayyip Erdoğan’ın bu atağı kandırmacadır. d) Kamuda Türban Yasağının Kalkması: Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık ve kıyafetlerine dair yönetmeliğin 5. maddesinde değişiklik yaparak kadın çalışanların giyimleri üzerindeki ayrımcı ihlalleri kaldırılarak türban serbestisi getiriliyor. Yalnız TSK ve emniyet mensupları, hakim ve savcılar şimdilik bunun dışında tutuluyor. Kamuda "kılık kıyafete özgürlük getiriyoruz" söylemi Türk İslam sentezli, Sünni-Hanefi mezhebinin hegemonyasını güçlendirmek amaçlıdır. Bu nedenle de devletin tarafsızlığı ortadan tamamen kaybolmaktadır. İnançlara saygı isteyen başbakanın Alevilere yönelik "Cemevi ibadethane değil" söylemi bu Sünni ve tek tipçi anlayışın ürünüdür. Halbuki laik sistem devletin inançlar karşısında kör olmasını sağlayarak yurttaşlarının tamamının inançlarına eşit mesafede olduğunu göstermektir. Bunun yolu da bireysel yaşantısında istediğini giymekte özgür olan kişinin kamuda çalışanların dini referanslı giyinmemesidir. İnancının gereğine göre giyinen kişi kendisinden farklı kişiye “sen de böyle giyinmezsen günahkar olursun, tanrı tarafından cezalandırılsın” şeklinde dinle korkutmuş ve kendi giyimini başkalarına dayatma yapmış olur. Ayrıca mesele sadece başörtüsü takılmasına “özgürlük” getirerek tek tip dayatmasına son vermek değildir. AKP`nin kendi İslamcı anlayışını topluma yaymak yani kendi tek tipini dayatmak gibi hedefi de vardır. Başörtüsüz kadının “balkonsuz eve” benzetilmesi, devletin resmi televizyonunda yayımlanan “Ömer Tuğrul İnançer ile Gönül Dünyamız” adlı programda İnançer’in “hamile kadınların sokakta gezmesi estetik değil” ve “eş yoktur, ben karımla eşit değilim” ve “çalışan kadın ben kocama muhtaç değilim deyip yuvasını dağıtıyor” sözlerini sarfetmesi bu tek tipin dışa vurumudur. Aynı şekilde din dersleri yerine Astronomi, Bilgi Kuramı gibi dersleri seçmelerini öneren öğretmen bir başka okula sürülmesi de böyledir. Mesele “başörtüsü serbestliğine" indirgenemez. Böyle olsaydı eğitim programının içeriğine dini öğeler yerleştirilmez, seçmeli din dersleri bir çok yerde zorunlu olmazdı. Mesele sermaye egemenliğinin pekişmesi, ucuz emek cennetinin yaratılması yolunda biat kültürünün yerleşmesi için İslamcı rejimin yerleşmesidir. Bir başka yönüyle de kadının ikinci sınıf sayılarak toplumsal üretimin dışına çıkarılıp eve hapsedilmesi ve görevinin çocuk büyütmekle sınırlandırılmasıdır. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan eğitinde dinselleştirme-muhafazakârlaştırma politikalarına yeni bir ivme kazandırarak laik, bilimsele son darbeleri de indirmek istiyorlar. Öğretmen, inandığı dine, mezhebe giyindiği veya takındığı taktirde kendi istemese bile, kendiliğinden ideolojik ve propagandif bir görüntü sergileyecektir. Bunun etkilerini özellikle henüz soyut öğrenme düzeyine gelememiş öğrenci için bir düşünelim. Bundan sonra başörtüsüyle, kara çarşafla gelen öğretmen rol model olarak öğrenci tarafından benimsenmeye başlanır. Öğretmen kara çarşafla okula gelmeye başlamıştır. Bunun ilk sonucu türbansız öğretmenin öğrenci tarafından “günahkar” kabul edilmesidir. Bir diğeri, öğrencinin “öte dünya ve cezalandırılma korkusu” ile öğretmeni gibi türbanla okula gelmek istemesidir. Özgür aklını kullanmayan bir ortamda bilimsel eğitim sadece lafta kalacaktır. Ayrıca bir adım sonra “demokrasinin gereği” sayılarak öğrenci ve velilerin “doktor seçme hakkı” gibi “öğretmen seçme hakkı” isteğinde bulunmalarıdır. Öğrenci, türbansız öğretmenden ders almak istemeyebilecek, bayan öğrenciler erkek öğretmenlerin, erkek öğrenciler bayan öğretmenlerin derslerine girmesinin önlenmesi talep edebilecektir. Eğitim karma olmaktan çıkacak, erkek ve bayan öğretmen ayrımı da ortaya çıkacaktır. Bayan öğrencilere ders veren bayan öğretmenler arasında da türbanlı bayan-türbansız bayan ayrımı belirecektir. Böyle bir ortamda bilimsel eğitimin olması beklenemez. Bir süre sonra ise çoğunluğun talebi demokrasi olarak sunularak bayan öğretmenlerin de türbanla derse girmeleri istenecektir. Nasıl hastaya “doktor seçme hakkı” tanınıyorsa doktora da “hasta seçme hakkı” tanınabilecektir. Bayan doktor isterse erkek birinin acil de olsa ameliyatına girmeyebilecektir. Ölüm döşeğindeki kişi doktorun insafına mı terkedilecek? Bu durumda yeni bir tıp eğiti, yeni bir müfredat, yeni bir avukatlık kanununun baştan yazılacağını öngörebiliriz. Üniversitelerde başlayan türban serbestisinin toplumu kapsayacak bir dinci dalganın önemli basamağı olduğu umarım şimdi anlaşılmaya başlanmıştır. Üniversitelerde türban serbestisi gediğin açılan ilk deliğiydi. Türban giyme sorunu orada sınırlı kalacak olsaydı toplumsal uzlaşma sağlanırdı. Ama üniversitelerden sızmaya başlayan gericilik orada kalmakla yetinmedi. Bugün kamuda serbest bırakıldı. Eğitim Bir Sen gibi sendikalar da karma eğitime son verilmesini talep etmektedir. Artık iş sadece muhafazakar kesimin dinini yaşamasının ötesine geçmiş, sokakta dolaşan hamile, türbansız kadına laf atılmasına, hakaret edilmesine varmıştır. Yarın ise iş sokakta dayağa kadar varacaktır. Böylesi bir toplumda “türbanla uğraşmayalım” diyenler acaba emekçi mücadelesi yürütebilirler mi? Daha açıkçası toplumun söylem ve uygulamalarının dinsel referansa dayandığı ortamda, biat ve erkek egemenliğinin pekiştiği ortamda emekçilerin haklarını savunmak ve kitleleri harekete geçirmek ne kadar olanaklı olacaktır? Dün “hizmet alan-veren” ayrımı yapanlar, toplumu kandırarak orada kalmayacaklarını kamuda türbanı serbest bırakarak gösterdiler. Yarın ise “inancı yüzünden mağdur edilenlere haklarını veriyoruz” söyleminden dayatmaya, kendi inancını kural haline getirmeye çalışacaklardır. Üstelik sadece hizmet alanlar yönünden değil hizmet verenlere de hizmet verdikleri kişiler yönünde seçme hakkı getirilirse (bayan doktorun bayan hastaya bakmak istemesi gibi) toplumsal kutuplaşma artar. Bunun sonucu mezhepsel çatışma olur. İnancı gereği okulda Aleviler, Süryaniler, ateistler ayrı sınıflarda eğitim görmek isterlerse bunun önüne geçemezsiniz. Laiklik bu bakımdan demokrasinin şartı ve birarada yaşayabilmenin koşuludur. Laik devletlerde birinin diğerini ötekileştirmemesi sadece öğretmenin dini kıyafetle okula gelmesi değil dini içerikli küpe, kolye dahi için yasaklanıyor. e) Nefret suçlarına ceza: Başbakan demokrasi paketini açıklarken “nefret ayrımcılık yaşam tarzına müdahale gibi suçlarla daha etkin biçimde mücadele etmeye başlıyoruz. Belirli suçların cezalarını daha da artıyoruz. Belirli suçlar, kişinin dili ırkı rengi cinsiyeti engelliliği siyasi düşüncesi dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse cezası daha da ağırlaşacak. Kişinin belli haklarını kullanmasını engelleyenleri ceza kapsamına alıyoruz. Bir kimsenin inanç düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan tercihlerine müdahale edenlere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası getiriyoruz.” ifadelerini kullanmıştır. Geçenlerde Bülent Arınç “genel ahlaka aykırı olmamak” koşuluyla kıyafete karışmayacaklarını açıkladı. Genel ahlakın ölçütünü ise Arınç zihniyetindekiler belirleyecek. Bu açıkça dinci faşizmin yolunu açmaktır. “Faşist uygulamalar önceden yok muydu?” diye sorulabilir. Evet vardı ama devlet şiddeti ile faşizmi karıştırmamak lazım. Faşizm sermayenin en gerici kanadının (AKP) rejimi olarak ortaya çıkar. Önceki uygulamalar şimdi yasalaşmaya başlayacaktır. AKP bunun içinde “Ayrımcılıkla Mücadele ve Etik Kurulu” adıyla bunun kurumunu da kurmaktadır. Başbakan “Bu paket, bir kapı aralamadır. Bu paket bir aşamadır” diyerek pakete karşı mızmızlananlara bunun ilerdeki diğer paketler düzelebileceği mesajını vererek tepkilerini önlemeye çalışıyor. Halbuki “Son 11 yılda hukuk ve demokrasi alanında yaşadığımız sessiz devrimle ceberrut, kibirli devlet anlayışı tarihin çöp sepetinde yerini almıştır” diyen birinden demokrasi beklemek saflıktır. AKP’nin kendini açığa vurduğu kavram “sessiz devrim”dir. Bu güne kadar takiyye yoluyla ilerleyen AKP’ye “vesayet rejimine”, “askeri ve sivil bürokrasiye son veriyor” diyerek destek veren veya hayırhah tutum alan kimi demokratlarımız, solcularımız, liberallerimiz AKP’nin sessizce faşizmi yasalaştırmaya çalıştığını görmelidir. Bu sebeple paket şurasını kabul edilecek orasına tepki gösterilecek paket değildir. Çünkü karşımızda dini referans alan ve emperyalizm işbirlikçisi bir hükümet vardır ve bu hükümetin uygulamalarını baştan gayrı meşru bulmak gerekir. Basın, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne, laiklik, kadınların eşitlik taleplerine, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkına, emekçilerin çalışma koşullarının, özlük haklarının ve ücretlerinin iyileştirilmesine er vermeyen paket demokratik değildir. Aksine hükümet Sanal alemdeki bütün iletişim, mahkeme kararı olmaksızın izleyebilecek. Zaten bu hükümetten de bu beklenmeyeceği için içindeki bazı tepki önleme amaçlı uygulamamalara kanmamak, faşizmin köşe taşlarını döşeyen bu paketi toptan reddetmek gerekir. 2 yıldır yükselen bir ivmeyle atağa geçen Cumhuriyet ve Emek hareketi birleşerek Tayyip’i de, paketini de tarihin çöplüğüne süpürecek birikime sahiptir. Mustafa Solak
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
2019 Ocak Ayı Memurların Zamlı Maaş Bordroları Yayımlandı
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK
KAR TATİLİ NEDENİYLE TATİL OLAN GÜNLERDE İYEP KURSU EK DERS ÜCRETLERİ ÖDENECEK