KELEBEK ETKİSİ

KELEBEK ETKİSİ

14. yy başlarında ilk olarak Asya'da görülmüştü. Değişen iklim koşulları, tarım toplumundaki insanın toprakla aşırı haşır neşir oluşu v.s derken bir pireden insanoğluna bulaştı ilk kez.

KELEBEK ETKİSİ

14. yy başlarında ilk olarak Asya'da görülmüştü. Değişen iklim koşulları, tarım toplumundaki insanın toprakla aşırı haşır neşir oluşu v.s derken bir pireden insanoğluna bulaştı ilk kez.
Dönemin ticaret merkezi olan Asya'nın büyük limanlarından yüklenen mallarla  Avrupa'ya ulaştı.
Bulaştığı organizmada tarifi imkansız bir deformasyona neden oluyor, hastayı içten içe çürütüyor arkasında simsiyah bir ceset bırakıyordu. Bu yüzden Kara Ölüm diye nam salmıştı yüzyıllar boyu veba... Oysa altı üstü gözle görülemeyen Enterobacteriaceae ailesine mensup bir tek hücreliydi vebaya neden olan şey. "Yersinia pestis"

Ama tek hücreli deyip geçmeyin Moğollar tarihin bilinen ilk biyolojik silahı olarak kullandı vebayı.  Cenevizlilere ait olan iki kaleyi kuşatan Moğol hükümdarı  vebadan ölen askerlerinin cesetlerini mancınıklarla kalelerin içine yollayarak sadece kaleleri feth etmekle kalmadı,  4 yıl içinde mevcut Avrupa nüfusunun üçte birini öldürecek bombanın fitilini de ateşlemiş oldu. 
O dönem yaklaşık 75 milyon olan Avrupa Nüfusunun 25 milyonu salgın nedeniyle yok oldu. Hem de 4 yıl gibi kısa bir sürede.

Konak olarak dev sıçanları ve fareleri kullanan veba o kadar hızlı yayıldı ki insanoğlu  tarihi boyunca yaşamadığı ve belki de bir daha asla yaşamayacağı bir yok oluşun kıyısına sürüklendi.
Tıp çaresizdi ama din adamlarının ve kilisenin bir reçetesi vardı. Yaşananlar tanrının bir gazabıydı ve insanlar cezalandırılıyordu. Çözüm kiliseye mutlak aidiyet ve sınırsız ibadetten geçiyordu. Ama bir müddet sonra okuyup üfleyerek ve kiliseye yüklü miktarda bağışlar yaparak sevdiklerini vebadan koruyamayan halkın önüne yeni bir reçete koymak gerekti. Hastalığı, şehirlerin içme suyuna zehir karıştırmak suretiyle  Museviler yayıyordu ve görüldükleri yerde öldürülmeleri şarttı.  Sadece Museviler mi? Tabi ki hayır.  Kilisenin uğursuz hayvanlar diye nitelendirdiği kedilerin de katli vacipti.
Bir taraftan vebadan ölen insanların cesetleri şehir meydanlarında ibreti alem için günlerce sallandırılıyor, sıcakta çürüyen cesetler hastalığın yayılmasına uygun ortam yaratıyordu. Diğer taraftan da kediler öldürülerek zaten o dönem  lağım kokusundan ve pislikten  geçilmeyen Avrupa'nın büyük şehirlerinde fare ve sıçanların sayısı hızla  artıyor, hastalıkla mücadele etmek neredeyse imkansız hale geliyordu.
  Yaşanan ölümlerin aşırı seks ve  çok sık banyo yapmaktan  kaynaklandığı fısıltısı ise faciaya tuz biber ekiyordu.
Kısacası veba değil aslında cehalet ölüme davetiye çıkarıyordu.  
Avrupa’da ortalama insan ömrü 25'e kadar düşmüştü ki bir şeyler oldu ve salgının yayılma hızı birden bire düştü.
Bu gelişme ne doktorların tedavilerinin bir sonucu,  ne de din adamlarının dahiyane telkinlerinin bir sonucuydu. Salgına neden olan bakteri son evrede o kadar güçlenmişti ki artık bulaştığı organizmada günlerce kalarak canlıyı yavaş yavaş değil, birden bire öldürüyordu. Hal böyle olunca da salgın kişiden kişiye daha yavaş bulaşmaya başladı.
 Neticede en güçlü olduğu anda kendi sonunu  hazırlamıştı Yersinia Pestis.
Avrupa’da üzerine yüzlerce kitap  yazıldı kara ölümün, yüzlerce filme konu oldu. Şüphesiz onu bu kadar incelemeye değer kılan tek şey neden olduğu milyonlarca ölüm değildi.  Toplumsal bir çok etkisi oldu kara ölümün. Sosyo Ekonomik ve  Sosyo Politik yönden sadece Avrupa’yı değil tüm dünyayı değiştirecek gelişmelerin önünü açtı.
Avrupa’da kiliseye karşı sanatçı ve aydınların başlattığı reform hareketlerinin başlangıcı 16.yy olarak kabul edilse de aslında kilisenin ve din adamlarının sorgulanmaya başlandığı ve güvenilirliğini yitirdiği dönem, salgın esnasında verdikleri kötü sınavla  başladı.
 Din adamlarının kaybettiği itibar artık bilim insanlarındaydı ve Avrupa’da özellikle tıp alanındaki gelişmelerde bir dönüm noktası olmuştu yaşanan acı tecrübe.
 Ayrıca o kadar çok insan hayatını kaybetmişti ki büyük derebeylikler, çiftliklerinde çalıştıracak insan bulamaz hale gelmiş, iş gücü hiç olmadığı kadar önem kazanmıştı.
 Kısacası "Kilise karşıtı hareketlerin reform hareketlerine dönüşmesi bu hareketlerin yıllar sonra Fransa’da bir ihtilale evrilerek modern ulus devletlerin kurulması ve bugünkü modern dünyanın temellerinin atılması Yersinia Pestis denilen bir bakterinin eseriydi" dersek çokta iddialı bir cümle kurmuş olmayız.
Modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ise neredeyse tüm bu yaşanmışlıkların dışında bir dahinin çılgın bir fikri olarak ortaya çıktı. 
Batı tipi demokratik bir cumhuriyet tüm kurumlarıyla kurgulanmış bir halde, adeta altın tepsi içinde sunuldu halka.
Avrupalının bugünkü medeniyete ulaşırken verdiği mücadelenin ve ödediği bedellerin neredeyse tamamına yabancı bir toplumun,  aynı medeniyet ailesinin bir mensubu olarak kalması mümkün müydü? 
Mümkün olmasına mümkündü aslında çünkü benzer bir aydınlanma devriminde Japonlar başarı kazanmış, Meiji Devrimi dünyada söz sahibi olan  modern bir Japon Devleti’ni çok daha az bir bedel ödeyerek yaratmıştı. 
Fakat gelin görün ki henüz ilk yıllarında vebanın insan vücudunda yayılıp onu esir alması gibi "Kara cahil bir güruh"  devletin tüm kurumlarına bulaşıcı bir hastalık gibi sızıp karşı devrim sürecini başlattı ülkemizde.
 Ortaçağda kilisenin sunduğu reçeteler, salgını geriletmek yerine  nasıl ilerlettiyse  ülkemizde de muhalefetin reçete adı altında ürettiği  politikalar karşı devrim sürecine istemeden de olsa katkı sundu. Çünkü tamamı toplumsal gerçekliğin ve kurucu iradenin uzağında,  panik halinde üretilen politikalardı.
Fakat tarih baba buyurur ki; nehirler hep yatağında akar  ve gecenin en karanlık anı sabaha en yakın andır. 
Çavuşesku Sovyetlerin dağılmasından sonra hala ayakta olduğunu tüm dünyaya kanıtlamak için yüzbinlerce kişilik bir miting tertiplemiş ama miting alanında ki tek bir kişi tarafından yuhalanmaya başlanmış, tek kişilik protesto kalabalık arasında salgın gibi yayılmış ve dev miting Çavuşesku'ya karşı bir protesto gösterisine dönüşmüştü. Büyüyen olaylar Çavuşesku’nun iktidarına son vermişti.
ABD’de Rosa Parks isimli siyahi bir kadın yasalara rağmen oturduğu otobüs koltuğundan kalkıp beyazlara yer vermemiş breysel mücadelesi Martin Luther'in hayalini gerçekleştirmesinde rol oynamıştı. Bugün Afro-Amerikalılar Martin Luther'e ama en az onun kadar da Rosa'ya çok şey borçludur. 
Dünya bunlar  gibi "Kelebek Etkisi"  hikayeleriyle doludur.

Bugün sağlıkta, eğitimde, adalette ve ekonomide en dibi görmüş olduğumuz varsayımıyla hareket edersek ya hastalığın doğal seyri içinde kendi kendini yok etmesini izleyeceğiz. Ya da çokta uzak olmayan bir gelecekte, bu hastalıkla mücadelenin başarı hikayesini yazacağız.
Gülmeyin ama 25 kuruşluk market poşetlerine gösterilen tepki vesile olur belki de Yersinia Pestisin Avrupa'da vesile olduğu medeniyeti yakalamamıza ya da ne bileyim tanzim kuyruklarındaki bir garip yakar dünyayı da yeniden yolumuzu bulmamıza yardımcı olur.
Ama ne olursa olsun bizi öldürmeyen şeyin güçlendireceği açık.  Mücadeleye devam...

Kurtuluş GEZEN

Eğitim İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşsizlik rakamları açıklandı
İşsizlik rakamları açıklandı
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi
Öğretmene istemediği halde seçim görevi verilmesi