EĞİTİMİ LABORATUVAR GENÇLERİMİZİ DENEK YAPTILAR

Eğitim İş eski Genel Sekreteri Şükrü Balun yüksek öğrenime geçiş sisteminde yapılan değişiklikleri değerlendirdi.

EĞİTİMİ LABORATUVAR GENÇLERİMİZİ DENEK YAPTILAR

Son günlerde yaşanan eğitimdeki skandalların en tipik örneği olarak değerlendirebileceğimiz hem orta öğrenimdeki hem de yüksek öğrenime geçişteki sınav sistemlerinin keyfi bir şekilde değiştirilmek/kaldırılmak istenmesinin sonucu olarak, ortaya konan sistemler, gerçek olduğundan çok, komik bir durum sergilemektedir. Henüz açıklanalı bir hafta on gün geçmeden, üzerinde yeniden değişiklik gerektiren, toplumun aklı ile dalga geçen mizahi bir düzen sürmektedir. 

 

En son sınav sistemimizle ilgili değişiklik, 2010 yılında üniversiteye giriş sisteminde uygulanan tek basamaklı sınav rafa kaldırılarak yapılmıştı. Böylelikle ÖSS’den vaz geçilmiş, 1999 öncesinde uygulanan iki basamaklı sınav sistemine geri dönülmüştü. Yeni getirilen sistemde Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) adı verilen birinci basamak sınavı ile Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) adıyla ikinci basamak sınavları yapılmaya başlanmıştı. LYS’de de 18 ayrı puan türünde sınav sonucu hesaplama uygulamasına geçilmişti. Çok fazla türde puan hesaplamak her şeyden önce adayı sınavdan önce okuyacağı alanı seçmeye yöneltiyordu. Aday öğrenci hangi alanda lisans eğitimi almak istiyorsa, o alanla ilgili puan türünde daha çok etkili olan etkili olan derslere yönelerek sınava hazırlanıyordu.

 

Şimdi de ki basamaklı sınavdan vazgeçilerek, üç oturumlu tek basamaklı YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) getirildi. Yapılan açıklamalara göre, Yükseköğretim Kurumları Sınavı, (YKS) aynı gün üç oturum olarak yapılacaktır.

 

Görünen o ki, yeni yükseköğretim sınavı gençlerimiz üzerindeki baskıyı bi kat daha artıracak. Her değişiklik sonuçta yeni bir endişe kaynağıdır. Sorun sınav sistemimizin istikrarsız bir şekilde  sık sık değiştirilmesinden kaynaklı öğrencilerimizin güvensizliğidir.  

 

Yeni sınav sistemimizin İlk aşaması temel yeterlilikler sınavı olarak adlandırılıyor. Kamuoyuna ilan edildiği şekliyle, Haziran ayının herhangi bir hafta sonu Cumartesi sabah yapılacak. Anlaşıldığı kadarıyla Türkçe ve Matematikten 40’ar soru sorulacak. Bu sınavdan 150 ve üzeri puan alan adaylar önlisans programlarını tercih edebilecek.

 

Aynı gün ikinci oturumda öğleden sonra yapılacak. İkinci oturumda;

40 Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 (Tarih-1, Coğrafya-1)

40 Matematik,

40 Sosyal Bilgiler-2 (Tarih-2, Coğrafya-2, Felsefe Grubu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi)

40 Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji)

200 ve üzeri puan alanların puanları iki yıl geçerli olacak.

 

Üçüncü oturum Dil sınavı, Pazar günü yapılacak. Toplam 80 soru sorulacak.

 

Sınav sonucunda 4 puan türü hesaplanacak.

Temel Yeterlilikler Testinden (TYT) en az 150 almak şartı ile, adayın TYT puanı (%40) ile ikinci oturumdaki testlerden alacağı puanla birlikte hesaplanacak olan Sözel, Sayısal, Eşit Ağırlık ve Dil Puanının en az birinin 180 olması gerekmektedir.

 

Son günlerde yaşanan siyasi atmosferde kamuoyunun bilmediği ihtiyaçlar üzerinden sınav sistemini üzerinde tartışılıp düşünülmeden değiştirme gereği duyan YÖK,  12 Ekim 2017 tarihinde üniversite sınav sistemini değiştirdi. Eski sınav sistemimize dönük YÖK tarafından yapılan bir analiz ya da araştırma henüz yayınlanmadı. Değişikliğe kaynak ve neden olabilecek, bir araştırma ya da analiz yapıldığına dair herhangi bir veri de yok. Sınav sistemi üzerinde yapılan değişikliğin ne yönde ve nasıl yapılacağını tamamen siyasi ihtiyaçlar belirlemektedir. Milyonlarca öğrenci ve veli herhangi bir analize dayanmayan, ihtiyaçları belli olmayan değişikliklerle hayatlarıyla dalga geçildiğini düşünmektedir.  

 

YÖK’ün, 12 Ekim tarihinde yaptığı değişiklikle YGS’nin yerine getirilen TYT (Temel Yeterlilikler Testi), 19 Ekim 2017 tarihinde tekrar YÖK tarafından revize edilmiştir.  YÖK’ün yaptığı değişiklik ve değişikliğin revizyonu henüz sınavın uygulamasının yapılmadığı bir ortamda bu işin hiç de iyi sonuçlar vermeyeceğinin baştan göstergesidir. YÖK kamuoyundan aldığı yoğun eleştiriler sonucunda, yaptığı revize ile tarih ve coğrafya derslerine ilişkin TYT’de az olsa soru soracağını açıklasa da eski YGS sınavı ile kıyaslandığında TYT’nin hala çok eksiğinin olduğu açıktır.

 

Dünyada diğer ülkelerle kıyaslandığında sınavlı sistemde en önlerde olduğumuz bir gerçektir. Hatta mübalağa olmazsa en başarılı olduğumuz alanda burasıdır. Şöyle ki, milyonlarca öğrenciyi eğitim yaşamlarının önemli dönemlerinde bir defa da sınav etmede rakibimizin olmadığı bir gerçektir. KPS sınavlarını da hesaba katarsak mezunlarımızın bile yakasını bırakmadığımız da başka bir gerçektir.   

 

Milli Eğitim Temel Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası ile güvence altına alınan, ortaöğrenime yasa ile yüklenen amaç ve görev; “bütün öğrencilere ortaöğrenim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yoları aramak ve yurdun iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak” şeklinde ifade edilmiştir. Milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak tırnak içindeki şekliyle ifade edilen, ortaöğrenim seviyesinde hedeflenen ortak asgari genel kültür, ancak üniversiteye geçiş sınavının sorularının belirlendiği alan ve konu sınırları ile sınırlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Yani açıkça bizim eğitim sistemimiz ancak sınavda sorduğu sorularının alanları ve konuları ile daraltılmış bir kültürü kazandırmanın ötesine geçememektedir.

 

YÖK, hangi derslerden ve hangi konularda soru hazırlıyor ise öğrencilerimizde sadece mevcut soru alanının dayattığı bir kültürü edinmeyi zorunlu olarak seçmektedir. Yeni sınav sistemimizin ilk sınavı olan temel yeterlilikler sınavı (TYT) hangi branşların, hangi konularını sorulaştıracak ise gençlerimizde ancak o alanlarda bir kültürü asgari genel kültür olarak öğrenmekle sınırlı kalacaklardır.

 

Örneğin bugün yeni sınav sistemi ile temel yeterlilik sınavı kapsamından çıkardığı felsefe soruları nedeniyle sınava giren öğrencilerimiz felsefe eğitiminin kazandıracağı davranışları ve hedefleri almaktan uzak durucaklardır. Bu nedenle; felsefe müfredatının hedef edindiği özgür düşünme hedefinden uzak kalacaklardır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim ve bilişim ağı olarak kurduğu EBA'dan alıntıladığımız kadarıyla; felsefe, düşünmeyi, tartışmayı, eleştirmeyi, özgürce bir seçim yapıp karar vermeyi öğretecek donanım ve birikimi sağlayan bir bilgi dalıdır.

Felsefe eğitiminin amacı insana gerçek işlevi olan düşünmeyi öğretmektir. Düşünmeyi öğrenmemiş, yani felsefe geleneği olmayan toplumlarda kolay tanımlar ve hazır formüller, büyük kitlelerce hemen benimsenir. İnsanlar, kendilerine kolay gelen ve emek harcamalarını gerektirmeyen çözümleri çabucak özümserler.

Felsefe eğitiminin amacı, düşünmeyi bilen, anlamlı eleştiri yapan, sorunların neden ve sonuçlarını, çözüm yollarını aydınlatmaya çalışan, sorunlar karşısında belli bir tavır alma bilinci olan çağdaş insanlar yetiştirmektir.

Felsefe genel olarak bireyin, anlama ve gerçeği görme ihtiyacını giderir. Her türlü bilgi, kanı ve dogmayı sorgulayabilmemize katkıda bulunur. Dünya görüşümüzü genişletir. Kendi dünya görüşümüzü oluşturmamıza yardımcı olur. Düşünce dünyamızın derinleşmesine, bilinç düzeyimizin artmasına yardımcı olur. Farklı fikir ve düşünceleri tanımamıza yardımcı olur.

Bu denli önemli işlevleri olan felsefe dersinin üniversite sınavının ilk basamağının soru kapsamından çıkarılması; yeni kuşakların evrensel ve bilimsel ilkelerden uzak bir şekilde, laik demokratik, toplum değerlerinin gereğini kavramaktan uzak yetişmelerine neden olacaktır. Bu ilkelerden uzak yetişen çocukların çağdaş bir eğitim aldıklarını iddia etmek hamasetten başka bir şey değildir. Çağdaş bir eğitim felsefe programında hedeflendiği gibi; fikir, ifade, din ve vicdan özgürlüğü gibi değerlerin benimsendiği bir eğitim olabilir.  

Yukarıda EBA’dan yaptığımız alıntıda önemini ve çocuklarımızın eğitim yaşamları süresince ve sonrasındaki önemine işaret ettiğimiz davranışları, çocuklarımız için varlık sebebi haline getirdiğimiz sınavda soru kapsamı dışına çıkararak kazanılacak davranış olmaktan da dolayısıyla çıkarmış oluyoruz.

 

Üniversite sınavını, kapsadığı soru kapsamı ve o alanlara ilişkin konuları bir kenara bıraktığımızda, yeni sınav modelinin eski sitemle özünde çok farkı yoktur. Yeni sistemdeki Temel Yeterlilik Sınavı eski sistemde Mart ayında YGS olarak yapılmakta olan sınava denk gelmektedir. Öğleden sonra yapılacak oturum ise Haziran ayında yapılan LYS’ye benzerlik göstermektedir. Ancak, yeni sistemde özellikle TYT sınavının konu alanının Milli Eğitim temel Kanunun hedeflediği genel lise kültüründen uzak bir şekilde, daraltılmış ya da sadeleştirilmiş olmasının sonucu olarak, lise eğitiminin içini boşaltacaktır.

 

Siyasi irade ve YÖK 2010’da, YGS ve LYS sistemini getirirken, sınav stresi nedeniyle intihar teşebbüsleri gibi kaygı verici olaylar yaşanması nedeniyle, “gençlerimizin hayatı bir günlük sınavdan daha kıymetli” denilmişti. Bu nedenle de üniversite sınavı iki basamaklı hale yani 1999’dan önceki uygulanan sisteme benzer bir sınav sistemine dönüştürülmüştü. Bu sayede YGS diye adlandırdığımız yüksek öğretime geçiş sınavı Mart ayında, LYS diye adlandırdığımız lisans yerleştirme sınavı da haziran ayında yapılması öngörülmüştü.

 

Yeni sınav modelinin eskisinden bir başka farkı ise, farklı aylarda iki aşamalı yapılan sınavın, aynı günde yapılacak olmasıdır. Bir günde adaylar en az 160, en fazla 240 soru çözmek zorunda kalacaklardır. Adayların aynı gün 160-240 soru çözecek olması doğal olarak performanslarını düşürecektir. Öğrencilerimizin, gençlerimizin performanslarını ve potansiyellerini gerçekleştirmelerini engelleyecektir. Öte taraftan aynı gün yapılacak iki oturum pedagojik açıdan da uygun değildir.

 

Sınavın sadeleşmesi ilk etapta olumlu bir gelişme gibi kulağa hoş gelmesine rağmen, uzun yılardır uygulana gelen sınavlı sistemin olağan bir sonucu olarak, çocuklarımız bütün lise eğitimlerini sınava odaklı bir şekilde sürdürmektedirler. Sonuç olarak, sınavın kapsamının dışında kalan herşey gereksizleşmektedir.

 

Sınav sonucunda hesaplanan puan türünün azaltılması ise aynen sınav konularının sadeleşmesi gibi başka bir soruna yol açmaktadır. Şöyle ki, sınav sonuçlarının çok daha fazla puan türünde hesaplanması öncelikle çocuklarımızın, sınavdan önce bir lisans programına ya da bir meslek grubuna yönelmesini kolaylaştırıyordu. Örneğin sağlıkla ilgili bir alanda lisans eğitimi almak isteyen bir öğrenci eski sistemde MF3 diye adlandırdığımız puan türüne hazırlık yaparak sınava giriyordu. Mühendislik alanları için başka bir puan türü hazırlığı gerekiyordu. Toplamda 18 ayrı puan türünde öğrencilerimiz sınava hazırlanarak gelecekte eğitim almak istedikleri mesleği ya da programı hedefliyorlardı. Yeni sistemde 4 puan türüne sıkıştırılan öğrencilerimiz önce sınavdan yüksek puan alıp daha sonra ne okuyacaklarına karar verir hale geleceklerdir. Bu durumda öğrencilerimiz hedefledikleri alanlardan uzak, aldıkları puanın sonucunda gelecekleri ile ilgili önemli kararları vermeye zorlanacaklar. Öğrencilerimizin bir kısmı eğitimlerinin ilk yıllarında alanlarını değiştirmek isteyecekler ya da mecburen seçtikleri mesleklerin mutsuz çalışanları olacaklardır.  

 

Görünen o ki, getirilen yeni sistemde adaylar daha çok baskı ve stres yaşayacaklar. Aynı zamanda adaylar, tek günde yapılacak sınav nedeniyle, tüm geleceklerini bir günlük performanslarına göre şekillendirmek zorunda kalacaklardır. Bu haliyle başka tadilatlar yapılmadan uygulanırsa sınav sistemimiz ölçme değerlendirme ilkelerine de uygun olmayan bir şekilde, güvenilirlik, geçerlilik ve tutarlılık ilkeleri ile çelişecektir. Bir gün içerisinde yapılan başarı değerlendirmesi tutarlı olmayacaktır.

 

İlk aşama olarak “Temel Yeterlilikler Sınavının” getirilmesi olumludur. Ancak kapsamı genişletilmezse, kanunla hedeflenen asgari bir ortaöğrenim kültürü oluşturmak mümkün olmayacaktır.

 

Ortaöğretim Kurumları yönetmeliğinde “Bir sınıfta bir günde yapılacak yazılı ve uygulamalı sınavların sayısının ikiyi geçmemesi esastır. Ancak zorunlu hallerde fazladan bir sınav daha yapılabilir” denmektedir. Oysa getirilen yeni sınav sistemi ile bir günde en az 4 sınav olacak ve toplam soru sayısı da 160 olacaktır. Bir kere daha görüyoruz ki, yeni sınav sistemi ile hem temel kanunumuzla hedeflenen amaç ve görevlerden uzaklaştığımız hem de yönetmeliğimizle de çelişir bir duruma geldiğimiz söylenebilir.   

 

Birkaç ay önce tartışmalı bir şekilde olsa da müfredat değişikliği yapılmıştır. İstikrarlı bir eğitim politikamız olmadığı için müfredat değişikliği yeni sınav sisteminden bir haber yapılmıştır. Dolayısıyla yeni müfredatla sınav sistemimiz arasında da bir bağ, ilişki düşünülmemiştir.

 

Getirilen yeni model, 1982 önceki sistemle ve 1999 -2010 arası ÖSS’ye benzeşmektedir. Halbuki, geçen zaman zarfında yapılan düzenlemelerle sınav sistemimiz epeyce iyileştirilmişti.

 

Bu verili gerçekler ışığında çözüm olarak ortaya koyabildiğimiz şey bir an önce yanlıştan vaz geçilerek geçen yıl uygulanan sınav sistemine geri dönülmesidir. Yapılacak olan revizyonun ise eğitimin bütün ilgili çevrelerince tartışılarak belirlenmesini umuduyla.

Şükrü Balun

 

Eğitim iş şükrü balun
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mahkemeden binlerce öğretmeni ilgilendiren 'eş durumu' kararı
Mahkemeden binlerce öğretmeni ilgilendiren 'eş durumu' kararı
DEVRİMCİ RUHU YAŞIYOR, DEVRİMLERİ AYDINLATIYOR!
DEVRİMCİ RUHU YAŞIYOR, DEVRİMLERİ AYDINLATIYOR!
yalova escort balıkesir escort afyon escort tekirdağ escort
çorlu escort
çeşme escort
kemer escort
çorlu escort