Ali Taştan/Şafak Akça yazdı: Eğitimde Beklenen Fiyasko!

6 Aralık 2016 tarihinde OECD tarafından 3 yılda bir düzenlenen PİSA sınavlarının sonuçları açıklandı.

Ali Taştan/Şafak Akça yazdı: Eğitimde Beklenen Fiyasko!
Eğitim Bilim Uzmanları Ali Taştan ve Şafak Akça ‘beklenen sonuç’ olarak gördükleri sınav sonuçlarını Gerçek Muhabir’e değerlendirdi. İşte O Değerlendirme: 6 Aralık 2016 tarihinde OECD tarafından 3 yılda bir düzenlenen PİSA sınavlarının sonuçları açıklandı. Kamuoyunca ilk kez eğitim sistemimizin yeni ve farklı bir değerlendirme sonucu görülmüşçesine “Eğitimde sınıfta kaldık” “Eğitimde Kötü Tablo” “OECD’ de gerilerdeyiz” vb. başlıklarla eğitim sisteminin başarısızlığına vurgu yapılmaktadır. Öncelikle PİSA’nın ne olduğunu ve neyi ölçtüğünü görmek gerekmektedir. PISA Projesi’nde zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır. PISA projesinde kullanılan “okuryazarlık” kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır. Sınava örgün öğretimde kayıtlı olan 15 yaş grubu öğrencilerin bulunduğu tüm okullar (İlköğretim, Genel Lise, Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Meslek Lisesi, Anadolu Meslek Lisesi, Çok Programlı Liseler, Özel Okullar vb.) PISA Projesi’ne katılabilir. Peki Türkiye bu sınavlara neden katılmaktadır? “Küreselleşen dünyamızda, eğitim alanında yapılan ulusal değerlendirme çalışmalarının yanı sıra, uluslararası düzeyde konumumuzu belirlemek amacıyla eğitim göstergelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle belirli referans noktalarına göre ülkemizin eğitim alanında hangi düzeyde olduğunun, giderilmesi gereken eksikliklerin ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesidir. Ülkemiz de OECD üyesi olarak, eğitim düzeyinin yükseltilmesi amacıyla bu projeye katılmaktadır” Tablo : Türkiye’nin PİSA sınavlarındaki Sıralaması ( Sırası-Katılan Ülke sayısı) YILLAR OKUMA BECERİSİ SIRA-KATILAN ÜLKE SAYISI MATETMATİK SIRA-KATILAN ÜLKE SAYISI FEN BİLİMLERİ SIRA-KATILAN ÜLKE SAYISI 2002 35-41 35-41 33-41 2006 37-57 43-57 44-57 2009 41-65 43-65 43-65 2012 41-65 43-65 43-65 2015 49-70 48-70 51-70 Ayrıca Okuma becerileri sınav puanı 2002 yılında 441 iken 2015 yılında 428’e, Matematik sınav puanı 2002 yılında 423’den 420’ye ve fen bilimleri puanı da 434’den 425’e gerilemiştir. PİSA’nın bilgi değil temel becerileri ve okur-yazarlığı, anlama ve yorumlamayı ölçtüğü düşünüldüğünde sonuçların hiçte iç açıcı olmadığı görülecektir. Eğitim uzun erimli ve ürünlerini en erken 15 yılda alınabileceği bir süreçtir. Yani bugünün yetişenlerinin 15 yıl sonra üretimi gerçekleştirecek bir nesil olması beklenmektedir. Dolayısıyla 2002 yılından bu yana ülkemizin katıldığı sınavların tek bir sorumlusu yoktur. Ancak bugün gelinen noktanın bir tesadüfi sonuç olmadığı da beklenen bir gerçektir. Eğitimin çıktılarının çeşitli nedenleri vardır: eğitimin fiziki alt yapısı, tekli-ikili eğitim, öğretmen dağılımı, öğretmen yeterliliği vb. Eğitim bilimcilerce yetişmenin ve nitelikli eğitimin temel nedeninin öğretmen yetiştirme ve öğretmen eğitimi olduğu üzerinde uzlaşılan bir konudur. 1996-1997 yılında Refah-Yol koalisyon hükümetinin öğretmen istihdam politikası öğretmen niteliği ile ilgili bizlere acı bir deneyimi hatırlatmaktadır. O yıl da 46 000 kişi mezuniyetlerine ve yetiştiği okullara, mesleki formasyonlarına ve pedagojik formasyonlarına bakılmaksızın sadece başvuru yapmak koşuluyla öğretmen olarak istihdam edilebilmişlerdir. Öğretmen olarak atanan bu arkadaşlarımız yetiştirme ve tamamlayıcı eğitim adlı stajyerlik programları dışında hiçbir akademik öğretmenlik meslek bilgisi almadan “öğretmenlik özel bir ihtisas mesleğidir” diye tanımlanan görevi 20 yıldır ifa etmektedirler. Tabi ki bu değerlendirme sistemde olan arkadaşlarımızı bir suçlama değildir. Öğretmenlik işbaşında yetişmeyi de gerektiren bir süreci de içermektedir. Sorun yönetenlerin anlayış sorunudur. Öğretmen açığı ve popülist bir politikalarla bu açığı kapatayım mantığıdır. Ama PİSA’nın bir sonucu da işte bu mantıktır. 2005-2006 Eğitim-Öğretim yılında ise eğitim sisteminde yine bir köklü değişiklik yaşanmıştır. Müfredat değişmiş, yeni bir yöntem belirlenmiştir. Ailelerin çokça şikâyet ettiği bitişik el yazısı örneğinde olduğu gibi çocuklar zorlanmış, müfredatın verimliliği de bilimsel olarak sorgulanmamıştır. 10 yıldır uygulanan programın çıktıları ise bugün itibariyle 10. Sınıfta başka bir deyişle Lise 2. Sınıftadırlar. Uzlaşı sağlanmadan yapılan bilimsellikten uzak programın sonucu PİSA sınavıdır. Eğitimin niteliğinde ki diğer bir kırılma anı da 4+4+4 düzenlemesidir. 1997-1998 yılında başlayan sekiz yıllık eğitimin sonuçlarının gerek ortaöğretimde gerekse mesleki teknik eğitimde ve kızların okullaşma oranlarında ciddi artışlar yaşanmışken sistemin değişmesi adeta bir domino etkisiyle sistemi tepeden tırnağa etkilemiştir. Hazırlığı, pilot uygulamaları ve alt yapısı hazırlanmadan acil olarak yapılan ve uygulamaya konulan bu sistemin acı sonuçları ilerleyen yıllarda daha çok görülecektir. PİSA’nın bir sonucu eğitime politik bakış açısıdır. Eğitime kaynak ayırmak, fiziki alt yapıyı güçlendirmek elbette zorunluluktur. Ancak nitelikli bir eğitimi sunabilmek salt eğitime kaynak ayırmakla doğru orantılı değildir. Eğitime çok para ayırmak eğitimde başarıya götürür mantığı doğru olsa idi Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE vb gibi ülkelerin eğitimlerinin üst sıralarda olması gerekirdi. Önemli olan ne için ne miktarda kaynağı hangi amaç için ayıracağın ve harcayacağındır. Kamuoyunca PİSA sınavlarının sıcak gündemde yer almasına neden olan sonuçlarının sadece bugün karşılaştığımız ve geride kalacak sonuçlar olarak değerlendirilmesi büyük hata olacaktır. Türkiye 2015 yılı itibariyle 78 741 053 kişilik bir nüfusu barındırmakta ve nüfusun ortanca yaşı 31’dir. 21. Yüzyılın başında 2000 yılında nüfusun ortanca yaşı 24.8 idi. 16 yıllık zaman diliminde nüfusun ortanca yaşı 6,2 yıl artmıştır. TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023 yılında 83 894 000 yurttaşımızın yaşayacağı ve ortanca nüfusun 34 olacağı varsayılmaktadır. 2015 yılı verilerine göre sadece 0-14 yaş grubunda 18 886 620 çocuğumuzun bulunduğu düşünüldüğünde insangücünün eğitiminin önemi net bir şekilde anlaşılacaktır. Bu ifadeyi 2002 yılında 15 yaşında PİSA sınavlarına giren öğrencilerin 14 yıl sonra bugün 29 yaşında olduğu gerçeği ortanca yaş ve altındaki nüfusun nitelikli bir şekilde eğitilmediğini ve işgücü piyasalarında yer aldığı düşünüldüğünde ekonomimizin geleceği konusunda da iyimser olmamak gerekir. Eğitimin tüm bileşenlerinin, krizde olan eğitim sistemini büyük bir toplumsal uzlaşı ile yeniden ele alıp, akıl ve bilim temelli bir reformun gerçekleştirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bu yapı ile devam edildiği sürece gelecek kuşakların daha da niteliksiz daha da vasıfsız olacağı aşikârdır.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HAVA SICAKLIĞI ARTACAK
HAVA SICAKLIĞI ARTACAK
MANİSA 4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREMLE SALLANDI
MANİSA 4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREMLE SALLANDI
yalova escort balıkesir escort afyon escort tekirdağ escort
çorlu escort
çeşme escort
kemer escort
çorlu escort